RedTR

RedTR'ye hoş geldiniz.

Aramıza katılmanız için 10 saniyenizi ayırarak kolayca ücretsiz üye olabilirsiniz.

Üye değil iseniz diğer üyelerin bilgilerini resimleri ve linkleri göremezsiniz.

Forumumuzdan daha iyi yararlanmak ve bilgi paylaşımında bulunmak için lütfen üye olun ya da giriş yapın...



Samimi Müslüman Atatürk

1 sayfadaki 3 sayfası 1, 2, 3  Sonraki

Aşağa gitmek

default Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Cuma Mart 14, 2014 10:34 pm

Konu alıntıdır başta söylemek istedim. O'na dinsiz diyenlerin amacı zaten belli başka bir şekilde zaten onu karalayamazlar. Bizler ise bu karalama çalışmalarına engel olmak zorundayız.


Atatürk’ün çizdiği, “İdeal Cumhuriyet Köyü’nün” tam merkezinde camiye yer verilmiştir. Atatürk, çizdiği projede 22 numarayla gösterdiği camiyi, köy hamamı ve etüv makinesinin hemen yanına yerleştirmiştir.

(Kaynak: A. Afet İnan, Devletçilik İlkesi, (İlk baskı 1937) Ankara, 1972, ek 7.)

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:11 am

Atatürk Edirne'de Selimiye Camii ve Külliyesini gezerken. (25 Aralık 1930)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] ... ew=article

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:12 am

Bursa'nın Çekirge Semti'ndeki Atatürk Köşkü'nün ön duvarlarına Atatürk fotoğrafı konmuştu. Fotoğraflar önünde dua okuyanlar olmuştu. (Anadolu Ajansı / Hüseyın Yeşilkavak)



[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:15 am

Tarsus'un Yenice istasyonu - Mustafa Kemal Paşa, Eşi Latife Hanım ve Büyük Afrika Mücahidi Şeyh Sunusi Hazretleri. Şeyh Sunusi, Mustafa Kemal'den "İslam Dünyasının En Büyük Lideri" diye bahsederdi.


[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

"Memleketin her tarafında çetin bir mücadele ve mukavemet başlamıştı. Ankara bir kurtuluş burcu ve Mustafa Kemal''in adı bir bayrak olmuştu. Antep, mücadele günlerinin acı bir devresiydi. Memlekette istiklâl şuurlaşmış, topyekûn bir vuzuh kazanmıştı. O zaman ilkokulun ihtiyari sınıfındaydım. Bir sabah okula geldiğim zaman çocukların bahçede toplanmış olduğunu gördüm. Din dersleri muallimi Hafız Halil Efendi''nin konuşacağını söylediler. Halk da okulun bahçesinde toplanmıştı. Az sonra Hafız Halil Efendi kürsüye çıktı. Titrek fakat heyecanlı bir sesle:

''- Din kardeşlerim, sizi Şeyh Sunusî Hazretlerinin bir tebşiri için buraya topladım'' dedi ve şu vakayı anlattı:

''- Şeyh Sunusî Hazretleri bir gece Peygamberimizi rüyasında görmüş ve koşup elini öpmek istemiş. Peygamber kendisine sol elini uzatmış, buna şaşıran ve mahzun olan Şeyh, Peygambere hitaben:

- Ya Resulâllah niçin sağ elinizi vermediniz? Diye sual edince şu cevabı almış:

"Sağ elimi Ankara''da Mustafa Kemal''e uzattım."

Bu rüyayı anlatan Hafız Halil Efendi''nin elleri, çenesi ve dili titriyordu. Gözleri dolu doluydu; hitabesi kalabalığı etkilemişti. Birden gür ve imânlı bir sesle:

-Ey ahali, Mustafa Kemal muzaffer olacak, Peygamber Efendimizin sağ eli onun elindedir. Buna iman edin!.. diye haykırdı ve kürsüden indi.

Sonradan öğrendiğime göre, Merhum Hafız Halil Efendi bu rüyayı camide va''zetmiş ve onu imanlı tefsirlerle tamamlamıştır."

(Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk, s.153,155 - Yusuf Koç /Ali Koç, Başbuğ Atatürk Kitabı, KBH Eğitim Yayınları)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:15 am

İstiklal Harbi günlerinde, Sakarya Meydan Muharebe'lerinin en kritik dönemlerinde, top seslerinin Ankara'dan duyulmaya başlandığı ve Büyük Millet Meclisi'nin Kayseri'ye nakledilmesinin bile düşünüldüğü günlerde Atatürk, günlük çalışmalarının büyük bir kısmını yürüttüğü ve bugün müze olarak değerlendirilen Ankara Tren Istasyonundaki evde, bir sabah erken kalktığı bir sırada Çavuş Ali Metin'e:

Acele olarak Fevzi Pasa'yı telefonla ara, bul ve hemen buraya gelmesini söyle. Diyor.

Ali Metin, Fevzi Paşa'yı telefonla arayıp bulduğunda, Fevzi Paşa da Atatürk'ün yanına gelmek üzere, hemen evden çıkmakta olduğunu söylüyor. Fevzi Paşa Atatürk'ün yanına girince, Atatürk ona bir kâğıt kalem uzatıp:

Bugün gördüğün rüyayı yaz ve bana ver, diyor.

Kendisi de bir kâğıt kalem alıp aynı şekilde o gün gördüğü rüyayı, Fevzi Paşa'ya vermek üzere yazmaya başlıyor. Yazma işi bittikten sonra, her iki Paşa da karşılıklı olarak yazdıklarını alıp okuyorlar ve okuma işi bittikten sonra birbirlerine bakıp sevinçle gülümsüyorlar.

Her ikisinin de yazdıklarini kendi kâgıtlarından okuyan Ali Metin, her iki kâgıtta da şu rüyanın yazılmış olduğunu görüyor:

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimiz, Hacı Bayrâm-ı Velî'ye diyor ki:

''-Mustafa'ya söyle, korkmasın, sonunda zafer onların olacak.''

Bilindiği gibi, aynı gecede rüyalarında Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimizi, Hacı Bayrâm-ı Velîye bu sözleri söylerken gören o iki muzaffer kumandanın o günkü isimleri, 'Mustafa Kemal' ve 'Mustafa Fevzi'dir.

(Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, s.160-161)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:15 am

Araplar, Atatürk’e ‘İslam’ın Kılıcı’ Ünvanını Verdi

Erciyes Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Hülagü’nün yazdığı ve Timaş Yayınların’ndan çıkan ’İslam Birliği ve Mustafa Kemal’ adlı kitap büyük tartışma yaratacağa benziyor.

Londra’da İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın arşivi sayılan Foreign Office’te Kurtuluş Savaşı’yla ilgili gizli belgeleri kitaplaştıran Tarihçi Prof. Dr. Metin Hülagü, Atatürk’ün zafere giden savaşta İslam’ı hareket taşlarından biri yaptı. Hatta bir zafer sonrası Şam Müftülüğü, Mustafa Kemal’e İslam’ın Kılıcı ünvanını verdiğini duyurdu. Camilerde mevlit okuttu.

Gizli bir İngiliz belgesine göre Mustafa Kemal Şam müftüsüne, İslam davasının başarıya ulaşmasına vesile teşkil etmesi için mevlit ve dua okunmasını isteyen bir telgraf gönderiyor. Türk askerinin Yunanlılar’a karşı zafer haberini alan Şam ve Halep’te halk sevinç gösterileri yapıyor. Hatta Mustafa Kemal’e Şam ahalisi ileri gelenleri tebrik telgrafları çekiyor ve kendisine Seyfu’l-İslam (İslam’ın kılıcı) unvanını layık görüyorlar. Prof. Hülagü şöyle diyor: “Bu belgeye göre Şam’daki bazı camilerde 22 Eylül akşamı mevlit okutulmuş ve on bin altın lira da Anadolu’ya gönderilmiş.”


[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:16 am

26 Ağustos 1922'de Topçu ateşimiz başladığı zaman Gazi Mustafa Kemal:

''YA RABBİ! SEN Türk ORDUSUNU MUZAFFER ET... TÜRKLÜĞÜN, MÜSLÜMANLIĞIN, DÜŞMAN VE AYAKLARI ALTINDA, ESARET ZİNCİRİNDE KALMASINA MÜSAADE ETME!''

(1-Neda Armener, Atatürk ve Din, 10.11.1971'de A.Ü.İlâhiyat Fakültesinde Yapılan Konuşma Metni, s.2; Atatürk İstanbul, 1970, 1000 Temel Eser Dizisi, s.163)

*** 

31 Ağustos 1922 sabahı savaş alanını gezen ve Kızıltaş deresindeki binlerce ölüyü gören ve yaralıların inlemesini, bağrışlarını dinleyen Atatürk ellerini açmış Şehitlerimize Fatiha okumuş ve:

- ''Yârabbi bana suç yazma, beni ölülerin sorumlusu yapma. Yunanlılar yurduma girdi. MİLLETİMİN NAMUSUNA SALDIRDI. TÜRKLÜĞÜ VE SANA İNANAN, DUA EDEN MÜSLÜMANLIĞI YOK ETMEK İSTEDİLER. Yurdumu kurtarmak için bu savaşı yaptırdım? Beni istilâcı kumandanlarla bir tutma! Türk Milletimin Kurtuluş Savaşı'nda dökülen kanlardan dolayı beni affet.'' diye dua etmiştir. 

(Avni Altıner, Atatürk Yüzyılı Kronolojisi, s.4)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:16 am

Kocatepe'de gün doğumu. Sonsuz bir sessizlik ve bekleyiş. Mustafa Kemal bir taşın üzerinde oturuyor. Arkasında, ayakta Kolordu Komutanı Bekir Sami, Fevzi ve İsmet Paşalar. Mustafa Kemal konuşmuyor, düşünüyor. Birden gökleri yaran, sessizliği paramparça eden topçu barajı ateşi başlıyor. Kocatepe ara ara ışığa boğuluyor. Sonra Mustafa Kemal ayağa kalkıyor. Dediklerini kimse işitmiyormuş gibi sesleniyor.

"RABBİM! YUNANLILARIN KAZANDIĞINI GÖSTERME BANA. ONLAR KAZANACAKSA ŞU GÖK KUBBE BENİM BAŞIMA YIKILSIN DAHA İYİ.'' 

(Nezihe Araz - Bütün Dünya Dergisi)

***

İşte Atatürk'ün Harbe Giderken Ettiği Dua

Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe, Atatürk'ün harbe giderken daima iki elini açıp 'Allah'ım sen Türk milletini hiçbir zaman esir etme' diye dua ettiğini söylediğini bildirdi. Atatürk'ün hayatında büyük bir önem taşıdığını ifade eden Adatepe, Büyük Önder'in yaşamına dair bir çok anıyı salondakilerle paylaştı. Atatürk'ün Dolmabahçe Sarayı'nda zaman zaman yakın dostlarıyla bir araya geldiğini ve kendisinin de bu ziyaretlere katıldığını anlatan Adatepe, ''Atatürk bazen efkarlanır, eski hikayelerini anlatırdı. Mesela harbe giderken daima dua ettiğini, iki elini açıp 'Allah'ım sen Türk milletini hiçbir zaman esir etme' diye dua ettiğini söylerdi'' dedi.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:16 am

Atatürk’ün inancını ve dini düşüncelerini en iyi bilen, ona ölümüne kadar tam 12 yıl aralıksız hizmet eden Nuri Ulusu’dur. 

Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun oğlu Mustafa Kemal Ulusu’nun, babasının anılarını derleyip kitap halinde yayınladığını geçen hafta yazmıştım. Bakınız "Atatürk’ün Yanı Başında" adlı o kitapta, büyük Ata’nın dini düşünceleri nasıl anlatılıyor?

"Atatürk için dinsiz ve mason olduğunu söyleyenler vardır. Bu söylentilerin ileriki tarihlerde bayağı çoğalacağı kanaatindeyim. Atatürk, Türk milletiyle, Türkiye Cumhuriyeti ile özdeşleşmişti. Onları birbirinden ayırmaya imkán yoktu, buna kimsenin gücü de yetmezdi ama T.C. Devleti’ne nifak sokmak isteyenler, vatanı, milleti bölmek isteyen şer güçlerinin ilk hedefi, maalesef hep Atatürk olmaktadır.

İşte, bu şer güçlerinin yaymak istediği bir dedikodu da, Atatürk’ün dinsiz olduğu, bu sebeple din adamlarına karşı büyük mücadele başlattığı söylenir durur.

12 yıl bilfiil gece gündüz yanında olan bir kişi olarak bu söylenenleri esefle karşılıyorum.

Hafız Yaşar vardı. Atatürk onu sever ve çok beğenirdi. Bazı zamanlar ’Hafızı çağırın’ derdi. Hemen emri yerine getirirdik. Ya içki içmeden sofrada veya salonda Hafız Yaşar’ın makamı ele okuduğu Kuran-ı Kerim surelerini huşu ile dinlerken gözlerinden yaş aktığına ve bu gözyaşlarını, beyaz keten mendili ile sildiğine hep şahit olmuşumdur.

Atatürk, Türkçe Kuran çalışmalarını 1926 yılında başlatmış, bu işin başına da Elmalı Muhammed Hamdi Yazır’ı getirmiş ama yapılacak tefsirlerle bizzat kendisi de ilgilenmişti.

Çalışmalara 1927 yılında ben de katılmıştım. Atatürk bazı kereler çalışırken okuduğu tefsirlerin çok tesirinde kalırdı ve de ’Hey büyük Allahım... Kuran’a inanmayan káfirdir, bize nasıl yol gösteriyor? Bunları tüm dünyaya okutmalıyız" diye de söylenirdi. Sonra o an yanındaki bizlere ’Okurken ruhum coşuyor, size de oluyor mu?’ diye sorardı ama o anlarda gözleri hafifçe dalar ve kızarırdı.

Neticede Kuran Türkçe yazılarak okunmaya, bu çalışmalar sonucu başlatılmıştı. Dini tarihimizi ve bilhassa peygamberimizin savaşlarını tarih kitaplarından okur ve hayranlığını dile getirirdi. Hele Bedir savaşını hep hayranlıkla anlatır, ’En büyük zaferlerden biridir" derdi. 

Yavuz Sultan Selim ve Timurlenk de hayranı olduğu padişah ve komutanlardı ama en çok takdir ettiği kişi Hz. Muhammet (sav) idi. "O yoklukta ve mahrumiyette, o cehalette, yoktan var ederek bir devlet kurmak kolay iş değildir ama Hz. Muhammed o zoru başarmıştır" der ve takdir hislerini arkadaşlarına anlatırdı. Bu mu Allahına kitabına inanmayan Atatürk? Günahtır, ayıptır, yazıktır!"

Nuri Ulusu, 29 Ekim 1979 günü vefat etti, anılarını oğlu Mustafa Kemal Ulusu’ya bıraktı. O da derleyip kitap halinde yayınladı. (Doğan Kitap - Ekim 2008)

Rahmi Turan

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:17 am

Sabiha Gökçen şöyle naklediyor: 

"10-11 yaşında idim. Bursa'daki evimiz Atatürk'ün köşküne çok yakındı. Bir gün Atatürk Bursa'yı şereflendirmiş, köşkün bahçesinde dolaşıyordu, ben de onu yakından görmek arzusu ile kıvranıyordum. 

Yine bir gün bahçede dolaştığı sırada yerimden fırladım, Ona doğru koştum. Beni yolumdan çevirenlere ağlamakla karşı koymaya çalışıyordum, birden bir ses işittim: "Bırakın onu" diyordu, "Bırakın gelsin." Koşarak Ata'nın yanına gittim, ellerine sarıldım. Atatürk sordu: 

"Çocuk, sen okula gidiyor musun?" 

Harpler sebebiyle okulumu yarıda bırakmıştım ve bir yatılı okula alınmamı istedim.

"Ben seni yanıma alayım, gelir misin?" diye Atatürk sordu.

"Abime sorayım" dedim. Kabul ettiler, derhal çağırtarak onunla konuştu, anlaştılar. Böylece Çankaya'ya geldim.

Uzun zaman ayrı kaldığım okuluma yeniden başlamanın sevinci içinde memnundum. Çankaya Köşkü bahçeleri içindeki eski bir seyis evi düzeltilerek okul haline getirilmişti. Köşkte çalışanların, yaverlerin ve diğer hizmetlilerin çocukları ile birlikte ben de bu okula gitmeye başladım. 

Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldü. Bir süre ayakta bekledim birden, derin bir iç geçirdi ve "Allah!" dedi. (O, sık sık bu şekilde yapardı.) 

Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak bir hayli şaşırdım. Onun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı.

Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki:

"Sen dindar mısın?" diye sordu.

Ben de ailemden aldığım din terbiyesi ile;

"Evet dindarım" dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti.

"Çok iyi... Allah, büyük bir kuvvettir. O'na daima inanmak lazımdır" dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki; Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata, bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır.

(Kaynak: S. Arif Terzioğlu, Yazılmayan Yönleriyle Atatürk, s. 88-89)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:17 am

Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe: Atatürk bize namaz kılın derdi

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:17 am

Kimsenin inancına karışmaz, dindar kişilere saygı gösterir, yobazlara, softalara çok kızar, din kavramının sömürülmesine izin vermezdi. Allah ve Peygamberimiz (sav) hakkındaki konular, Atatürk'ün yanında tartışma konusu yapılamazdı... Kadir geceleri mevlit dinlediği de olurdu. Hafız Yaşar Bey'in mevlidini saygı ile dinlerdi. Mevlidin miraç bölümünde, "göklere çıktın Mustafa" denince, gözleri yaşarırdı. O zaman hemen kolonya götürürdük; inanışı samimi idi. Öyle "Allah" derdi ki yalnız kalınca, Onun gibi kimse diyemez. Herkes çekilip yapayalnız kalınca gökyüzüne bakar, kendi kendine "Allah" derdi. Bir gün sofrada çevresindekilere: "Bana Allah'ın büyüklüğünü anlatır mısınız?" diye sordu. Konuklar birer birer Allah'ı nasıl anlayabildiklerini anlattılar. Atatürk hepsini dikkatle dinledi.

Bir yaz akşamı Dolmabahçe Sarayı'nda kadınlı erkekli bir yemek vardı. 8-9 saat süren yemek sona ererken salonun büyük kapısının parmaklıkları arasından güneş doğuyordu. Atatürk'ün bir işaretiyle manevi kızlarından Nebile Hanım, sandalyesinin üzerine çıktı. Sabah ezanı okumaya başladı... Ahenkli bir ses geniş salonda yankılandı. Atatürk başını yukarı doğru kaldırmış, kendinden geçmiş bir halde ezanı dinliyordu. Bir an geldi, yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı. 

(Kaynak: Cemal Granda, Atatürk'ün Uşağı İdim, s. 252-254)

***

Atatürk, Dolmabahçe önünde demir atmış Ertuğrul yatının güvertesinde, yanında silah arkadaşı Mehmet Emin Koral, hasır koltuğunda oturmuş, bir yandan güneşin batışını seyrediyor, bir yandan da Emin Bey'in kızı Füreya'nın Fransızca bir kitaptan ilginç olan bir kısmı okumasını dinliyordu. Ufuk, minarelerin arkasında kıpkızıl bir renk almıştı. İstanbul, camileriyle ateşten bir fona yaslanmış gibiydi. Füreya okumaya ara verdiğinde, Atatürk; "Söyler misiniz, bana bir Münir çalsınlar" dedi, Yaveri koşup gramofona bir taş plak koydu. Münir Nurettin'in o billur sesi yankılanmaya başlayınca Atatürk derin bir iç geçirdi. Gözleri dalıp gitmişti uzaklara doğru. Az sonra, minarelerin birinde yanık sesli bir müezzinin okuduğu ezan duyuldu. Atatürk başıyla işaret verdi. Plağı susturdular. Hepsi huşû içinde ezanı dinlediler. Füreya, başını öteye, camilerden yana çevirmiş olan Ata'nın göz pınarlarında yaşların biriktiğini gördü. Atatürk, uzun müddet yanındakilere doğru dönmedi. Nihayet başını çevirdiğinde, hem ezan bitmişti, hem o kendini toparlamıştı. Yumuşak bir sesle; "Ne yazık ki ezanı tekrar ettirmemize imkan yok Füreya Hanım" dedi. Füreya, "Sabah ezanını bekler, hep birlikte dinleriz Paşam" diye cevapladı.

(Füreya Koral'dan Atatürk'ün Anıları)

***

Atatürk'ün 1933 yılında ezan hakkında bir sözü:

''Ezan ve Kur’an’ı Türklerden başka hiçbir Müslüman milleti bu kadar güzel okuyamaz. Bunlara muhteşem müzik ahengi veren Türk sanatkârlarıdır.''

(Abdülkadir İnan, İki Hatıra, Türk Dili Dergisi, TDK, Sayı: 74, 1957, s. 66)

***

''Camilerin mukaddes minberleri halkın ruhî, ahlâkî gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne seslenilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur.''

(Atatürk’ün S.D.I, s. 225)

***

"Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi."

(Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)

***

"Mustafa Kemal, birçoklarının zannı aksine olarak Allah'ın varlığına ve namütenahikudretine, layezal varlığına gönülden inanmış, maneviyata değer veren insandı. Sadece kör taassubun aleyhindeydi... Mustafa Kemal Kocatepe'de büyük Yaratıcıdan, sabahın erken saatlerinde zafer niyazında bulunmuştu." 

(A. Gündüz, Hatıralarım, 26 Ağustos 1922, s.140, 185)

***

"Atatürk'ün din telakkisini, kati olarak pek az kimse öğrenebilmiştir. Orman Çiftliğinde başbaşa kaldığımız bir gün, din hakkında ne düşündüğünü sordum. Bana dedi ki: 'Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (hurafeler) binayı daha fazla hırpalamış... Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasda ve fiile dayanan taassupkâr hareketlerden sakınıyoruz."

(Asaf İlbay, Yakınlarından Hatıralar, s. 102)

***

"Atatürk din işlerini dünya işlerinden ayırdı. Fakat dinin, cemiyetin en derin köklerine kadar işleyen bir gerçek olduğunu bildiğinden, Diyanet İşleri Reisliğini devlet kadrosunda tuttu. Diyanet İşleri Başkanı rahmetli Rıfat Hoca(Börekçi) en sevdiği adamlardan biri idi. Atatürk, İslamiyete yok yere, haksızyere 'mani-yi terakki' (gelişmeye engel) iftirasını yapıştıran taassubun düşmanı idi. Arkadaşları arasında beş vakit namaz kılan, oruç tutanlar vardı. Ramazan ayında bir oruçlu hükümet adamı ile işi olduğu vakit, saati düşünür, 'Kendisini rahatsız etmeyelim.' derdi. Cumhuriyet devrinde din meselesi diye vicdanlar üzerinde bir baskı yoktu."

(F.R.Atay, Niçin Kurtulmamak, s.93)


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:18 am

ATATÜRK'ÜN CAMİLERİ: “Paris’teki, Japonya’daki ve Eskişehir'deki Ezanların Sırrı”

Bu ülkede sürekli birileri İsmet İnönü’nün cami kapattırdığını söylerken (ki bu kocaman bir yalandır.) nedense hiç kimse Atatürk’ün cami yaptırdığını, cami yapımına katkıda bulunduğunu söylemez[1].

Oysa ki, Dünya yuvarlağının batısında ve doğusunda ilk okunan ezanlarda Atatürk'ün de katkısı vardır. 

“Nasıl yani?” dediğinizi duyar gibiyim!

Şöyle ki:

Fransa’daki Paris Camii (la Mosquée de Paris) ve Japonya’daki Tokyo Camii (Tokyo Jamii Mosque) Atatürk’ün yardımlarıyla tamamlanmıştır. Her iki camide de Atatürk'ün katkısı vardır[2]

Dahası Kurtuluş Savaşı'nda büyük zarar gören Eskişehir Mihalıççık Camii de bizzat Atatürk tarafından yeinden yaptırılmıştır. Atatürk ve İnönü döneminde yaptırılan ve tamir ettirilen onlarca cami için "CAMİ YALANLARINA YANIT VERİYORUM" yazıma bakınız lütfen.

PARİS CAMİİ ((la Mosquée de Paris)

Mustafa Kemal Atatürk, Paris Camii'nin yapımı için «bizim de çorbada tuzumuz bulunsun» diyerek, aralıklarla belli bir miktar para göndermiştir. Atatürk´ün ölümünden sonra bu yardım kesilmiştir.[3]

Paris Camii ve Enstitüsü rektörü Abbas Bencheikh El Hocine “Mustafa Kemal Atatürk´den Paris Camii´nde ışıklar ve izler bulunduğunu“ ifade ederek bu gerçeği doğrulamıştır[4]

Caminin şeref defterine göre de II. Abdülhamit’le ve M. Kemal Atatürk’ün Paris Camisi’nin inşasına maddî ve manevî katkıları olmuştur.[5]

TOKYO CAMİİ (Tokyo Jamii Mosque)

Avrupa’da Paris Camii’nin yapımına katkıda bulunan Atatürk, Asya’da ise Tokyo Camii’nin yapımına katkıda bulunmuştur.

1931 yılında Türkiye’ye gelip Atatürk’ü ziyaret eden Japon Elçisi Torijori Yamada, Atatürk’le yaptığı görüşmede, Atatürk’e, Tokyo’da Kazan Türklerince yaptırılmasına karar verilen bir camiye yardım etmesini teklif etmiştir. Atatürk de bu teklifi kabul ederek 1938’de tamamlanan Tokyo Camii’ne katkıda bulunmuştur. (6)

Bu nedenle olsa gerek ki, Tokyo Camii'nin 1938'deki açılışı sırasında cami içine Japonya bayrağıyla birlikte sadece Türkiye bayrağı asılmıştır.(7) Bu durum bu iddiayı daha da kuvvetlendirmektedir.

Sunay Akın’ın o tatlı heyecanıyla biraz da abartarak dediği gibi: “Bu millet şunu biliyor mu! Bu gezegenin en doğusundaki (ve batısındaki) sabah ezanının ilk okunduğu camiyi Mustafa Kemal Atatürk yaptırmıştır.”

Aslına bakılacak olursa genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş yıllarında dış ülkelerdeki cami yapımıyla ilgilenecek, bu camilere para yardımı yapacak lüksü ve gücü yoktur. Ancak emperyalizmi dize getiren ilk Müslüman olan Atatürk, dünya Müslümanlarının Kurtuluş Savaşı'na yaptıkları yardımı da hatırlayarak- dünya Müslümanlarına sembolik de olsa yardım etmeyi uygun görmüştür. Üstelik o bu sembolik yardımları hiçbir zaman "gösteriş" malzemesi de yapmamıştır. Bu yardımlar son derece sesiz ve gösterişsiz bir şekilde yapılmıştır.

ESKİŞEHİR MİHALIÇÇIK CAMİİ (Aşağı Camii)

Atatürk'ün Paris'te ve Tokyo'da cami yapımına katkıda bulunduğu iddialarına burun kıvıranlara bizden bir örnek verelim. Atatürk, Erzurum Kongresi`nden ölümüne kadar hep yanında ve hizmetinde olan Mihallıççıklı Emir Çavuşu Ali Metin aracılığıyla 5 bin lira gönderip, Yunanlılar'ın işgal sırasında yakıp yıktıkları ve imkanları olmadığı için Mihallıççıklıların yaptıramadığı kasabanın tek camisini yeniden yaptırmıştır.

Atatürk'ün tüm masraflarını bizzat karşılayarak yaptırdığı bu cami, bugün Mihallıççık'tadır ve 'Aşağı Camii' veya "Mihalıççık Atatürk Camii" diye adlandırılmaktadır.

Ali Çavuş (Metin), Atatürk’ün en yakınlarındandır. Ailesi aslen Malatyalı’dır. 1877-78 yıllarındaki Osmanlı-Rus savaşı sırasında, aile Eskişehir’e göçmüş, eski ismiyle Mihalıççık “Çukurviran” köyüne yerleşmiştir. Bilahere babası Hacı İsmail, aileyi Mihalıççık’a getirmiştir. Babasından dolayı da “Hacıların Ali” diye anılmıştır.

Ali Metin Çavuş, Birinci Dünya Savaşı’nın en hızlı olduğu dönemde 1915 yılında, daha 18 yaşındayken askere alınmıştır. O zamana göre iyi bir eğitimi vardır. Bunun için de Sivas’ta askerken “Küçük Zabit Mektebi”ne alınmış. Burada Enver Paşa’nın dikkatini çekmiş, onun karargahında hizmet vermiştir. Savaştan yenilgiyle çıkmamız üzerine tekrar Anadolu’ya dönmüş, Kazım Karabekir Paşa’nın başında bulunduğu 15. Kolordu’da askerliğine devam etmiştir.Orada da kendisini göstermiş. Atatürk’ün Erzurum’a gelmesi üzerine Karabekir Paşa, Ali Metin’i, 3 Temmuz 1919 günü Atatürk’ün hizmetine “Emir çavuşu” olarak vermiş, Atatürk’ü ölümüne kadar, özellikle Kurtuluş Savaşı süresince yakınlığı devam etmiştir. Atatürk’ün yemeklerini Ali Çavuş yapmıştır.

Halk dilinde “Aşağı Cami”, asıl ismiyle “Cami-i Kebir” 1302(1886) yılında Sivrihisarlı Hacı Süleyman tarafından yaptırılmıştır. O tarihlerde Mihalıççık, Sivrihisar’a bağlı bir kasabadır. Mihalıççık da Yunan işgaline uğramıştır.Cami, Yunanlılar tarafından tahrip edilmiştir. Uzun süre tamir edilememiştir. Ta ki, Atatürk yeniden yapımı için 5 bin lira gönderinceye kadar.

Özetle, Ali Metin’in vesile olmasıyla Atatürk, 5000 lira vererek Mihalıccık Camii'nin yeniden yapılmasını sağlamıştır. (Cool

***

Atatürk, hiçbir zaman İslamla kavgalı olmamıştır; o gericilikle, bağnazlıkla, Arapçılıkla savaşmıştır. Herşeyden önce o kendini hep emperyalist Batıya meydan okuyan bir Müslüman, bir Doğulu olarak görmüştür. Doğu’nun sanatını, kültürünü, mimarisini, yaşam birçimini en mükemmel biçimde yaşatmaya ve tanıtmaya çalışmıştır. Mensup olduğu dinle her zaman gurur duymuştur. Dinle ve dindarla değil, hurafeyle ve dinciyle (yobazla) mücadele etmiştir. (Atatürk'ün din anlayışı konusunda Türkiye'deki en kapsamlı çalışma için Bkz. Sinan Meydan, ATATÜRK İLE ALLAH ARASINDA "Bir Ömrün Öteki Hikyaesi", İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2009 ). 

Not: Biliyorum, bu yazımdan sonra yine, Atatürk’ün dinle, Kuran’la, camiyle uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığına inanmak isteyen bazı Tanrıtanımazlarca ve bazı Yobazlarca ağır hakaretlere maruz kalacağım, ezberi bozulanlarca çirkin saldırılara uğrayacağım: Ama GERÇEK ATATÜRK’ÜN ortaya çıkarılması adına bütün bu hakaretlere ve saldırılara göğüs germeye devam edeceğim…

Sinan MEYDAN - 12 Ağustos 2011

Kaynaklar - Dipnotlar

[1] “İsmet İnönü camileri kapattırdı, han, hamam, otel tuvalet yaptırdı” yalanına verdiğim belgelere dayalı cevabı, Eylül 2011 de çıkacak “Cumhuriyet Tarihi Yalanları, 2. Kitap” adlı eserimde bulabilirsiniz. 

[2] Paris Camii 1926 yılında, Tokyo Camii ise 1938 yılında tamamlanmıştır.

[3] Üzeyir Lokman Çaycı’nın Paris Camii ve Enstitüsü rektörü Abbas Bencheikh El Hocine’le yaptığı röportajdan; Üzeyir Lokman Çaycı, “Paris Camisinde Atatürk’ten Işıklar ve İzler Var”, Aktüel dergisi, 26 Eylül 2009. 

[4] Çaycı, agm.

[5] İsmail Yakıt, “Birikimli ve Bulunmaz Bir Dost Prof. Dr. Hüseyin Ayan Hoca”, AÜ, Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, S.39, Erzurum, 2009. s.1.

[6] Hakan Yılmaz, “Yamamada Torijori: Abdülhamit’ten Türkçe Öğrendi Atatürk’e Japonca Öğretti”, Zaman gazetesi, 6 Mayıs 2006. (Elimizde, Yamada'nın Atatürk'e Japonca öğrettiği iddiasını doğrulayan hiçbir somut belge yoktur.) Tokyo Camii üzerine yazılan az sayıdaki kitapta ve Tokyo Camii sitesinde "Atatürk ve Tokyo camisi hakkında hiçbir bilginin" olmamasının kanımca iki temel nedeni vardır: Birincisi bu konuda yeterli araştırma yapılmamış olması, ikincisi ise Atatürk'ün cami yapımına katkıda bulunmuş olmasından duyulan rahatsızlıktır.

(7) Ahmet Uzunoğlu, Tokyo Camii, Ankara, 2003, s.12 (Fotoğrafta japon ve Türk bayrakları açıkça görülmektedir.)

(Cool Ali Metin Çavuş’tan nakleden Yurdakul Yurdakul, Atatürk’ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, İstanbul, 2005, s.156.

Torijori Yamada'nın yazdığı kitaplar şunlardır:

Yamada, Torajiro (1896). Letter addressed to Soho TOKUTOMI. No.2. Tokutomi Soho Memorial Hall Shiozaki Foundation.
Yamada, Torajiro (1899). “Toruko Jijo”. Taiyo, Volume 5, No.20.
Yamada, Torajiro (1911). Toruko Gakan. Hakubunkan.
Yamada, Torajiro (1939). “Kaikyo Gojunen no Toruko” Kaikyoken. 3-3/4.


Atatürk’ün Yapımına Katkıda Bulunduğu Tokyo Camii (1938)
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Atatürk’ün Yapımına Katkıda Bulunduğu Paris Camii (1926)
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:18 am

ATATÜRK RAMAZANLARDA KURAN OKUTURDU

Atatürk düşmanları, Atatürk’ü Müslüman-Türk milletinin gözünden düşürmek için Atatürk’e “dinsiz” diye iftira atmışlar, genç nesilleri bu çirkin iftirayla zehirlemişlerdir.

Allah’tan korkmayan kuldan utanmayan bu Atatürk düşmanlarının Atatürk’e yönelik bu asılsız ve çirkin iftiralarına cevap vermek için 15 yılımı vererek tam 1153 sayfalık ATATÜRK İLE ALLAH ARASINDA adlı bir kitap yazdım. Bu kitapta Atatürk’ün din anlayışını, doğumundan ölümüne kadar çok ayrıntılı bir şekilde belgelere dayalı olarak inceledim. Neredeyse bütün arşivlere girdim, yerli yabancı bütün kaynakları taradım. Ve 15 yıllık çalışmalarım sonunda Atatürk’ün bu ülkeye gelmiş geçmiş EN BİLİNÇLİ VE EN SADE İNANANLARDAN biri olduğunu gördüm. Araştırmalarım sonunda; Atatürk’ün inancını kendi içinde yaşayan, toplumun herşeyden önce dinini ANLAMASINI isteyen, bunun için DİNDE ÖZE DÖNÜŞ PROJESİ geliştiren, din istismarıyla ve yobazlıkla savaşan, başka inançlara saygı duyan samimi bir dindardır olduğunu gözler önüne serdim…

Burada Atatürk ve din konusundaki 1153 sayfalık ATATÜRK İLE ALLAH ARASINDA adlı kitabımı özetleyecek değilim; bu yazımda RAMAZAN AYI nedeniyle RAMAZAN AYLARINDAKİ ATATÜRK‘TEN kısaca söz etmek istiyorum.

Ramazan Aylarındaki Atatürk

Atatürk çok özgün bir din anlayışına sahiptir. Bu nedenle zaman zaman Atatürk’ün din konusunda söyleyip yazdıkları bizleri şaşırtabilir. (Örneğin, Medeni Bilgiler’deki din eleştirlileri… Ancak bütün bunların bir açıklaması vardır. Bu açıklamaları “Atatürk İle Allah Arasında“ adlı kitabımda bulabilirsiniz.

Atatürk, İslam dininin sosyal ve toplumsal boyutuna çok fazla önem vermiştir. Müslümanlar için kutsal ayların ve günlerin toplumsal dayanışmayı, birlik ve bütünlüğü pekiştirdiğini düşünen Atatürk, özellikle Ramazan ayına çok büyük bir önem vermiştir.

Atatürk, Ramazan aylarındaki manevi havadan etkilenmiştir: zaman zaman oruç tutmuş, oruç tutanlara kolaylıklar sağlamış, onlara büyük bir saygı duymuş, hatta Ramazan aylarında bazı kişisel zevklerinden (alkol almak, ince saz heyeti dinlemek gibi) vazgeçmiş, dahası sıkça Kuran okumuş veya özel hafızına Kuran okutarak dinlemiş, akşamları hafızları çağırtarak onlarla Kuran ve din sohbetleri yapmıştır…

Şimdi gelin lafı fazla uzatmayalım ve tanıklara kulak verelim.

Önce Atatürk’ün uşağı Cemal Granda‘yı dinleyelim:

“… Ramazanlarda Kadir gecesi ağzına kadehini koymazdı… Kadir geceleri sofra bile kurdurmazdı. Saygısı büyüktü. Bazen Mevlit dinlediği de olurdu. Miraç bölümünde, ‘Gerçeklere çıktı Mustafa’ denince gözleri yaşarırdı. O zaman hemen kolonya götürürdük. İnanışı samimiydi. Bence Allah’a inanıyordu.”

Atatürk Ramazan aylarında Dolmabahçe Sarayı’na gelen ve oruç tutan misafirlerine özel ilgi göstermiş; iftar sofrasıyla bizzat ilgilenmiş, ibadet etmek isteyenlere yer göstermiştir.

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım bu konuda şunları söylemiştir:

“…Her Ramazanın bir günü ve ekseriyetle Kadir gecesi bana iftara gelirdi. O gün, imkan bulabilirse oruç da tutardı. İftar sofrasını tam eski tarzda isterdi. Oruçlu olduğu zaman iftara başlarken dua ederdi.”

Atatürk’ün Ramazan ayında kız kardeşi Makbule Hanım’a; “Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme…” diye hatırlatmada bulunup, hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içinde para verdiği bilinmektedir.

Atatürk’ün özel hafızı Hafız Yaşar Okur, Atatürk’ün Ramazan aylarındaki davranışlarını şöyle gözlemlemiştir:

“… Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez ince saz heyeti Çankaya Köşkü’ne giremezdi. Kandil Geceleri de saz çaldırmazdı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kuran’ı Kerim’den bazı sureler okuturdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu içinde dinlerdi. Ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı.

Ramazanlarda bir ay müddetle Hacı Bayram-ı Veli ve Zincirlikyu camilerinde şehitlerin ruhuna Hatim-i Şerif okumamı emrederlerdi. O günlerde civar kasaba ve köylerden gelenlerle cami hıncahınç dolardı…”

Görüldüğü gibi Atatürk Ramazan ayları boyunca bazı alışkanlıllarından da uzak durmuştur. Örneğin incesaz heyetini Çankaya’ya sokmamış, Kandil Geceleri saz çaldırmamıştır. Ayrıca Kuran-ı Kerim okumuş, çeşitli camilerde de şehitlerin ruhlarına Hatim-i Şerif’ler okutmuştur. Atatürk’ün bütün bu davranışları, onun Ramazanın anlam ve önemini idrak etmiş inanca saygılı son derece sade bir Müslüman olduğunu kanıtlamaktadır.

Şimdi de Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu‘ya kulak verelim:

“Atatürk otuz ramazan geceleri başta Saadettin Kaynak Hoca olmak üzere o devrin hafızları olan Hf. Yaşar, Hf. Zeki, Hf. Küçük Yaşar, Hf. Burhan, Hf. Hayrullah beyleri davet ederdi ki bu hafızlardan Hafız Yaşar aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Alaturka Müzük Şefi’ydi. 1930 yılında emekli oldu. Ama ölene kadar hep Atatürk’ün yanındaydı. Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk ona ‘Okur’ soyadını vermiştir. Atatürk davet ettiği bu hafızlardan tek tek din konusunda bilgiler alırdı. Ayrıca çok üzerinde durduğu Türkçe Kuran’ı Kerim hakkında görüşlerini de sorardı.

Yine bir Ramazan ayı gecesinde Atatürk, Dolmabahçe Sarayı’nda aceleyle beni çağırttı. Derhal makamına girdim. O gece sofra şefimiz İbrahim Bey izinli olduğundan, benim görevim olmadığı halde düzenimi ve intizamımı beyendiğinden olacak beni istemişler. Odaya girdiğimde, ‘Nuri oğlum hafızlar gelecek . Bu gece hafızların seslerini aksi sedasıyla daha güzel dinlemek için muayede salonundaki hususi daireye yemek masasını kurun, ama acele ha: kaç dakikada kurabilirsin?’ Pek tecrübelisi olduğum bir konu değildi. Derhal lazım gelen emirleri gerekli kişilere tebliğ ettim, herkes işe koyuldu. Hakikaten tam otuz dakika sonra herşey tamam gibiydi. Sevdiği çiçekleri de elimle tam masaya koyarken Atatürk, misafirleriyle birlikte gelmez mi? Masanın yanına geldi. Şöyle bir göz ucuyla masayı düzeni süzdü ve bana dönerek: ‘Aferi Nuri, İbrahim’i aratmamışsın, çiçekler de pek güzel…’ diye iltifatta bulundu. Zaten hep güzel şey yaptığımızda takdir ederdi. Amma bir de yanlış mı, hata mı yaptın, sadece bir bakardı ki, o bile yeterdi, içimize işlerdi.

Salona girdiler, sandalyeleri çekip oturdular, yemeğe başladılar. Konu yine Türkçe Kuran-ı Kerim’di. Atatürk hepsiyle ayrı ayrı ilgilendi. Kuran-ı Kerim’den okuttuğu duları zevkle dinledi.”

Nuri Ulusu’nun dediği gibi gerçekten de Atatürk özellikle DİNDE TÜRKÇELEŞTİRME ÇALIŞMALARINI başlattığı 1932 yılı Ramazan ayında sıkça tanınmış hafızlarla bir araya gelmiş, onlarla KURAN KONUŞMUŞ, KURAN OKUTUP DİNLEMİŞ, hatta bizzat KURAN OKUMUŞTUR.

Hafız Yaşar Okur‘u dinleyelim:

“1932′de Ramazanın ikinci günüydü. Atatürk ile Ankara’dan Dolmabahçe Sarayı’na geldik. Beni huzurlarına çağırdılar. ‘Yaşar Bey’ dediler. ‘İstanbul’un mümtaz hafızlarının bir listesini istiyorum. Ama bunlar musikiye de aşina olmalılar.”

Bu emir üzerine Hafız Yaşar Okur, İstanbul’un en tanınmış hafızlarından, Saadeetin Kaynak, Sultan Selimli Rıza, Süleymaniye Camii Baş Müezzini Kemal, Beylerbeyli Fahri, Darüttalim-i Musiki Azasından Büyük Zeki, Muallim Nuri ve Burhan beylerin yer aldığı bir liste hazırlamıştır.

Sonraki gelişmeleri yine Hafız Yaşar Okur’dan dinleyelim:

“O ana kadar bunların niçin çağrılmış olduğunu ben de bilmiyordum. O gün anladım ki, tercüme ettirlmiş olan bayram tekbirlerini kendilerine meşk ettirecektir. Hafızlar ikişer ikişer oldular ve şu metin üzerine meşke başladılar. ‘Allah büyüktür…Allah büyüktür…’

Atatürk, Cemil Said Bey‘in Kuran tercümesini getirtti. Bizlerin tercüme konusunda tek tek fikirlerini aldıktan sonra hemen hemen sabaha kadar tartıştık. Daha sonra ayağa kalkarak ceketlerinin önünü iliklediler. Kuran-ı Kerim’i ellerine alıp Fatiha Suresi’nin Türkçe tercümesini açıp halka okuyormuş gibi ağır ağır okudular. Bu haeketleriyle bizlerin halka nasıl hitap etmemiz gerektiğini göstermek istiyorlardı.

Sonra Atatürk: ‘Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz bu kutsal ay içinde camilerde okuyacağınız mukabelelerin tamamını okuduktan sonra Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız. İncil’de Aramca yazılmış ama sonradan bütün dillere tercüme edilmiştir. Bir İngiliz İncilini İngilizce, bir Alman İncilini Almanca okur. Herkes okunan mukabelelerin manasını anlarsa dinine daha çok bağlanır” dediler.

Sonra yanındakilere: ‘Gazetelere haber verin, yarın camilerde okunacak surelerin Türkçe tercümesi de okunacaktır’ emrini verdiler.”

Atatürk, bu hafızlarla 1932 Ramazan ayında sıkça toplantılar yapmıştır: Camilerde Kuran okuyacak hafızlarla bizzat ilgilenmiş, hatta defalarca hafızlara Kuran’ın nasıl okunacağını göstermiştir.

Saaddetin Kaynak anlatıyor:

“Dolmabahçe Sarayı’nda büyük muayede salonunda saz takımı toplanmıştı. Atatürk bir imtihan ve tecrübe yapmaya hazırlanmış görünüyordu. Elinde Cemil Said’in Türkçe Kuran-ı Kerim’i vardı. Evvela Hafız Kemal’e verdi okuttu, fakat beyenmedi. ‘Ver bana, ben okuyacağım’ dedi.

Hakikaten okudu, ama hala gözümün önündedir, askeri kumanda eder, emir verir gibi bir ahenk ve tavırla okudu.”

Atatürk’ün Oruç Araştırmaları

Atatürk her konuyla olduğu gibi din konusuyla da “bilimsel” gözle ilgilenmiştir. Atatürk’ün dünyadaki diğer devrimcilerden en temel farklarından biri dini “akıl dışı” diye dışlamaması ve din üzerine de kafa yormasıdır.

Atatürk bir taraftan Ramazan aylarındaki manevi havayı solurken diğer taraftan oruç ibadetini anlamaya çalışmıştır. Okuduğu bazı kitaplarda “oruçla ilgili” bazı bölümlerin altını çizip, bazı notlar alması onun “orucu anlama” çabasının bir yansımasıdır.

Atatürk, Leon Caeteni‘nin “İslam Tarihi” adlı eserini okurken orucun anlatıldığı bazı satırların altını çizmiş, ve sayfa kenarlarına bazı özel işaretler koymuştur.

Örneğin, Hz. Muhammed’in, nefsine hakim olamadığı için hadım olmak isteyen İbn-i Mazun’a onay vermemesi; “nefsine hakim olmak istiyorsa oruç tutmasını” söylemesi, Atatürk’ün dikkatini çekmiştir:

“Peygamber onay göstermedi. Heveslerini yatıştırması için oruç tutmasını tavsiye etti.”

Atatürk, önemli gördüğü bu satırın altını boydan boya çizmiştir.

Atatürk, aynı kitapta ‘Ramazan bayramının ortaya çıkışını” anlatan bölümle de ilgilenmiştir.

“O sene (Hz) Muhammed taraftarlarına fitre zekatı vergisinin ödenmesini emretti. Bundan bir iki gün önce Müslümanlara bir konuşma yaptığı rivayet olunuyor. Ramazan ayı sonunda (Hz) Muhammed bütün ashabı ile birlikte şehirden çıkarak musallaya gitti. Salatül-iyd (bayram namazı) denilen namazı orada kıldı. Orucun bitimi bu namaz ile kutlanmış oluyordu. İlk defa olarak böyle bir adet yapılmakta idi…”

Önemli bularak bu satırların altını çizen Atatürk, ayrıca, “ilk defa olarak böyle bir adet yapılmakta idi” cümlesinin başına iki adet “X” işareti ve “Dikkat” anlamında bir “D” harfi koymuştur.

İşte, yobazın, liboşun “dinsiz” ve “din düşmanı” diye aşağılamaya çalıştığı ATATÜRK.

Varın siz karar verin kimin gerçekten dindar, kimin ise Allah’la aldatan yobaz olduğuna!…

Ayrıca, önemli olan Atatürk’ün inanıp inanmadığı, az ya da çok inandığı değil bu millet için yapıp ettikleridir.

Not: Atatürk ve din konusunda aklınıza takılan bütün soruların cevaplarını, Atatürk’ün din anlayışınının bilinmeyenlerini ATATÜRK İLE ALLAH ARASINDA adlı kitabımda bulabilirsiniz…


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:19 am

tatürk'ün kendi elyazısıyla ''ALLAH BİRDİR''

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

Atatürk'ün kendi elyazısıyla “Din, milliyetin bir parçasıdır!''


[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]



[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:20 am

''Din lüzumlu bir müessesedir; Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Din lüzumlu olduğuna göre, elbette bunun eğitimi de lüzumludur. Her fert, dinini, diyanetini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır; Orası da mekteptir. Fakat nasıl ki her hususta yüksek mektep ve ihtisas sahipleri yetiştirmek lazımsa, dinimizin hakikatini tetkik, tetebbu ilmi ve fenni kudretine sahip olacak güzide ve hakiki ulema yetiştirecek yüksek müesseselere sahip olmalıyız. Bundan dolayı, Dinsiz toplum düşünülemeyeceği gibi, dini eğitim vermeyen okul da düşünülemez.''

(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1959, c. 2, s. 86)


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:20 am

Atatürk’ün manevi kızları ve Safiye Ayla Atatürk’ün dindar yönünü anlatıyorlar.

Atatürk yıllarca bize İslam dinininden uzak bir insan olarak tanıtıldı. Oysa Atatürk’ün karşı olduğu İslam ve Kuran değil, bağnazlık, yobazlık ve hurafelerdi. Atatürk dinimizin tamamen hurafelere gömüldüğünü, yobazlar tarafından bozulduğunu fark etmiş bir insandı. Bu yüzden insanların Kuran’ı anlamaları için Kuran’ı Elmalılı Hamdi’ye tefsir ettirdi. Amacı insanların Kuran’ı okumalarını ve anlamalarını sağlamaktı. Çok akıllı ve ileri görüşlü bir insan olduğu için peygamberimizin üstünlüğünü de tam olarak kavramış ve “tüm Müslümanlar peygamberimizin yolundan gitmeli” diyerek ona olan bağlılığını dile getirmişti. Atatürk’ün dindar yönü bize okullarda hiç anlatılmadı, bu yüzden de öğrenemedik. Ama bu yüzyıl Atatürk’ün samimi dindar olduğunun öğrenildiği bir yüzyıl olacak. Bakın manevi kızları ve Safiye Ayla Atatürk’ü nasıl anlatıyorlar:

Atatürkün manevi kızı Sabiha Gökçen Mustafa Kemal Atatürk’ü anlatıyor: 

Atanın elini öpmek üzere yanına girdim.
-"Sen dindar mısın" diye sordu?
-"Evet dindarım" dedim. Cevabım hoşuna gitmişti.
"Çok iyi, Allah büyük bir kuvvettir. O'na inanmak lazımdır" dedi. Ve bu konuda uzun uzun izahat verdi.

Atatürkün diğer manevi kızı Ülkü Adatepe anlatıyor:

Atatürk Ezan dinlemeyi o kadar çok severdi ki, büyük bir huşu içerisinde ezan dinler, her savaşa ellerini Allah'a açıp dua ederek gidermiş." dedi. Atatürk, Ağustos’ta Kocatepeye çıktığı zaman orada şöyle dua ediyor: "Allah’ım senin bana verdiğin fikir ve zeka ile ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık Senin mukadderatın (kaderin)." O, Allah’ına inanan bir insandı. Paşa, Ramazanda Dolmabahçe’de veya Çankaya’da olduğunda anneme "Vasfiye oruç tutuyor musun?" diye sorarmış, annem "tutuyorum" dediğinde çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum, tifo geçiriyordum. Çok üzülmüş, beni kurtarması için Allah’a dua etmiş. Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme daha 7 yaşındayken Kuran dersi aldırmaya başlamış. Kız kardeşi Makbule hanımın da devamlı namaz kıldığını biliyorum."

Safiye Ayla anlatıyor: 

"Annesi Zübeyde Hanım da ablası Makbule Hanım da çok dindar insanlardı. Namaz kılarlardı. Tam dindar bir aile ortamında yetişti. Atatürk de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardı. O Kuran okurken gözlerinden yaşlar akardı. Hatta bütün hocaları toplayıp ayetleri okuyup izah ederek incelemeler yapardı. Bana "Allah’ın sana verdiği lütfu unutma ve bununla şımarma, mütevazi ol, daima Allah’a şükret" derdi. Kendisine "Paşam şunu yaptın, bunu yaptın" diyenlere "Bana Allah yardım etti, ben talihli bir insanım” derdi.


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:21 am

YAKINLARININ DİLİNDEN

Yakınlarının, Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk hakkında anlattıkları onun dine olan samimi bağlılığını bizlere gösteren en güzel örneklerdendir.

Rönesans dergisinin Şubat 1991 sayısında, Ata'nın yakınlarıyla yapılan ropörtajlara yer verilmiştir. Yakınları Atatürk'ün dindar kişiliğini şöyle anlatmışlardır:

ÜLKÜ ADATEPE (MANEVİ KIZI) 

Annemi Zübeyde Hanım büyütmüştür. Onun anneme anlattığı bir anıyı aktarayım; Atatürk, 25 Ağustos'ta Kocatepe'ye çıktığı zaman orada şöyle dua ediyor: "Allah'ım, senin bana verdiğin fikir ve zekayla ben bütün planlarımı gerçekleştirdim. Bundan sonrası artık senin mukadderatın…"

O, Allah'ına inanan bir insandı. Paşa, Ramazan'da Dolmabahçe'de veya Çankaya'da olduğunda anneme, 'Vasfiye, oruç tutuyor musun?' diye sorar, annem "tutuyorum"dediğinde de çok memnun kalırmış. Bana hastalandığımda dua ettirirdi, kendisi de ederdi. Çok iyi hatırlıyorum; paratifo geçiriyordum, çok üzülmüş ve beni kurtarması için Allah'a dua etmiş.

Annesi Zübeyde Hanım da çok dindarmış. Anneme daha yedi yaşındayken Kuran dersleri aldırmaya başlamış. Kız kardeşi Makbule Hanım'ın da namazını devamlı kıldığını biliyorum.

SAFİYE AYLA 

Annesi Zübeyde Hanım da, ablası Makbule Hanım da çok dindar insanlardı, namaz kılarlardı. Atatürk, tam dindar, Müslüman bir aile ortamında yetişti. 

Atatürk de dindar bir insandı. Çok beğendiği Hafız Yaşar vardır. O Kuran okurken gözlerinden yaşlar boşanırdı. Hatta bütün hocaları toplayıp, ayetleri okuyup izah ederek incelemeler yapardı. Bana 'Allah'ın sana verdiği bu lütfu unutma ve bununla şımarma, mütevazı ol, daima Allah'a şükret.' derdi. Kendisine "Paşam sen şunu yaptın, sen bunu yaptın' diyenlere de 'Bana Allah yardım etti, ben talihli bir insanım.' derdi.

VASFİ RIZA ZOBU 

Peygamber (sav)'e çok hürmet ederdi. Peygamber (sav)'in çok sağlıklı bir muhakemeye vakıf olduğuna kaniydi. Bir gece Hz. Peygamber (sav)'in askeri dehasından bahsediyordu... 

Onun dine, fikre karşı saygılı bir kişiliği vardı. Kuran'a çok hürmeti vardı. Yanında üç hafız vardı; Hafız Yaşar, Hafız Hüseyin ve Hafız Mehmet. Ben o hafızları onun yanında, Çankaya'da tanıdım. Saygıyla dinlerdi. Onun karşı olduğu, yobazlardı.

CEMAL KUTAY

Dünyada Atatürk kadar İslam Dinini mana ve mefhumuyla kavramış ve onu aslına iade etmek için büyük kavga yapmış başka bir insan yoktur.

Mustafa Kemal, 1300 sene sonra Hz. Muhammed (sav)'in ruhunu şadedecek esasları getirmiştir. Mustafa Kemal'e 'dinsiz' diyenler Allah'tan utansınlar. Bugün secdeyi Rahman'a alın koyabiliyorlarsa bu, onun sayesindedir. Bugün en geçerli olan meallerden ikisi Ömer Rıza Doğrul ve Ahmet Hamdi Akseki mealleridir. İkisini de Mustafa Kemal yaptırmıştır. O'nun ismini kullananları affetmezdi; 'O büyük adama layık olamazsa ne olacak?' derdi.

Cemal Kutay şöyle bir olayı da aktarıyor; 

Bir gün Ertuğrul Yatı'nda ressam İbrahim Çallı Ata'nın yanındadır. 'Şu renkleri tuale almak mümkün müdür?' der. Çallı; 'Tabii, Gazi Hazretleri' diye cevap verir. 'Demek ki siz bu renkleri alabiliyorsunuz' diye tekrarlar Gazi. Çallı; 'Deneyelim ve görelim' der. Ayrılacağı zaman Atatürk, Cevat Abbas'a şunları söyler: 'Söyleyin bu adama bir daha gelmesin. Ne zaman ki haddini bilir, Allah'la boy ölçüşmeye kalkışmaz. Sıraya girer kul olarak, bunu da ispat eden bir eserle gelir, ben o zaman onun affedilmesine şahitlik ederim.'

FÜREYYA KORAL (KILIÇ ALİ'NİN İLK EŞİ)

Laikti. Laiklik, dinsizlik değildir. O inançlıydı. Namazını bilmiyorum, ama ilk meclis zamanı kıldığını duymuştum. Kuran'ın Türkçeye çevrilmesi, dinin anlaşılmasına vesile olan büyük bir hizmettir. O, dinin politika aracı olarak kullanılmasına ve istismarına karşıydı. Ve buna hiçbir zaman izin vermedi.

SABİHA GÖKÇEN (MANEVİ KIZI) 

Bir sabah, Ata'nın elini öpmek üzere yanına girdim. İşleri ile meşguldu. Bir süre ayakta bekledim, birden derin bir iç geçirdi ve 'Allah' dedi. (O bunu sık sık tekrarlardı.)

Atatürk hakkında evvelce çok şeyler duymuştum, bu tesirle olacak, bir hayli şaşırdım. O'nun ağzından Allah kelimesini duymak beni şaşırtmış ve heyecanlandırmıştı. 

Ata'nın yüzüne şaşkın bir şekilde bakmış olacağım ki; 'Sen dindar mısın?' diye sordu. Ben de ailemden aldığım din terbiyesiyle 'Evet, dindarım' dedim ve bu cevabımı nasıl karşılayacağını anlamak için ürkek ürkek yüzüne baktım. Cevabım hoşuna gitmişti. 'Çok iyi… Allah büyük bir kuvvettir. O'na daima inanmak lazımdır.' dedi ve bu konuda uzun uzun izahat verdi. Ben de o zaman anladım ki, Atatürk hakkında söylenenlerin aslı yoktur ve Ata bütün söylenenlerin hilafına dindar bir insandır. 

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:21 am

Atatürk Samimi Bir Müslümandı - İşte Yaşanmış Olaylar

Atatürk Dini İstismar Aracı Olarak Kullanan Kimselere Karşı Olan Samimi Bir Müslünandı Bazı yerlerde Atatürk’ün Milli mücadele yılları esnasında halkın güvenini kazanmak ve planladığı hedeflere ulaşabilmek için İslami değerlerine bağlı mütedeyyin halka şirin görünmek ve onları ateşlemek için İslamiyeti ve İslam peygamberini öven konuşmalar yaptığını, vaaz ve nutuklar verdiğini ve bunu tamamen halkı arkasına alabilmek adına yaptığını iddia edenler vardır. Hâlbuki durum hiç de öyle değildir zira Atatürk, sadece İstiklal Savaşında değil Cumhuriyetin ilan edildiği tarih olan 1923 ve sonrasında da mevcut çizgisini ve duruşunu hiçbir zaman değiştirmemiştir. Gerçekten düşmanı memleketten uzaklaştırdıktan ve iktidarı ele geçirdikten sonra tam tersi mi hareket etmiştir? Hayır, Daha sonraki yıllarda da, Atatürk’ün fikirlerinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Buna yaşanmış birçok örnek vermek mümkündür. Bu ise başlı başına bir inceleme konusudur. Bu yazımızda sadece yaşanmış bazı örneklerle Atatürk’ün batıl inanışlardan hurafelerden uzak samimi bir Müslüman olduğunun bazı örneklerini vermeye çalışcağız.

Atatürk’ün Mevlana sevgisi 

Cumhuriyet'in ilanından sonra, dini istimrara zemin hazırlaması, şer ve sömürü yuvası olması aynı zamanda gelişme ve kalkınmanın önünde engel teşkil etmesi nedenleri ile tekke ve türbelerin kapatılması hazırlıkları yapılıyordu. Bu dönemde Atatürk, Başbakan İsmet İnönü'ye "Mevlana Dergâhı ve türbesinin kapatılmayarak kendi eşyası ile birlikte müze olarak düzenlenmesi ve ziyarete açılması" emrini vermiştir. Bir süre sonra, Bakanlar Kurulu kararı ile dergâh, müze haline getirilmiştir.

Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz. Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:

“-Eğer, Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergâhların da açılmasını sağlardım. Çünkü Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.” Der.

Ayrıca yine bu dönemde Atatürk’ün tekkelerin kapatılmasından güç alarak Hz. Mevlana’ya dil uzatan bir devlet erkânını sofrasından kovması da en çarpıcı örneklerinden biridir.

İslam Peygamberini Cezbeye Kapılmış Basit Bir Derviş Gibi Gösterenlere Tepkisi

Bir başka çarpıcı örnek de, 1931 yılında yaşanır. Bu tarihte Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur. Atatürk Cumhurbaşkanıdır. Ama fikirleri yine değişmemiştir. İslam düşmanı bir şarkiyatçının Hz. Muhammed hakkında yazdığı bir kitabı tercüme eden bir yazar, eserini Atatürk’e takdim eder. Kitap iki cihan Serverini, yakınlarının telkiniyle hareket eden, sönük şahsiyetli bir derviş gibi göstermektedir. Atatürk kitabı inceledikten sonra tarihçi Prof. Dr. Şemsettin Günaltay’ı çağırtır ve kitap hakkında fikrini sorar. Günaltay’ın cevabı:

- Ele alınacak bir şey değil, bir facia olur Paşam.
Atatürk Günaltay’ın sözünü bitirmesini beklemeden yerinden fırlar ve yanında bulunan Başvekil İsmet Paşa’ya dönerek:

- Bu paçavrayı toplatın ve tercümeyi yapanı da devlet hizmetinde kullanılmamak üzere hükümet kapısından uzaklaştırın, der.
Bundan sonrasını Muhittin Nalbatoğlu’nun kaleminden takip edelim:

“Hz. Muhammed’i bana cezbeye tutulmuş, sönük bir derviş gibi tanıttırmak gayretine kapılan bu gibi cahil adamlar O’nun yüksek şahsiyetini ve başarılarını asla kavrayamamışlardır. Hz. Muhammed, Uhud Harbi sonunda çevresindekilerin direnmelerini yenerek ve kendisinin yaralı olmasına bakmayarak galip düşmanı takibe kalkışmış olsaydı, bugün yeryüzünde Müslümanlık diye bir varlık görülemezdi..” (Türk Ordularının Başkomutanı İslam Ordularının Ebedi Başkomutanı Hz. Muhammed’i Anlatıyor. Muhiddin Nalbatoğlu, B.Kurultay 20 Nisan 1998)

Ölüm Döşeğinde Yasin Okunması Talebi

“Atatürk, ölüm döşeğinde iken, Altemur Kılıç Bey’in büyük annesine haber gönderir; “Ben herhalde sonsuza gidiciyim. Benim için bu gece bi zahmet Yasin okusun” der.(Altemur Kılıç’ın TV. Konuşmasından alınmıştır)

Ziyaret Ettiği Okulda Kur’andaki Bir Surenin Kendisinin Tefsirini Yapması

Bir Başka Olay Atatürk’ün gittiği bir okulda yaşanır. Öğrencilerden birine,(Semiunbasir) in tecvitte ne demek olduğunu sorar ve cevabını aldıktan sonra hocaya dönerek: ”Hocafendi, İnşirah suresinin yorumunu yapar mısınız?” der. Cevap olarak; “yanımda tefsirim yok.” Cevabını alınca Atatürk, önce mezkûr sureyi okur ve daha sonra da tefsirini yapar. “Hocaya dönerek, hocam, lütfen eksiğimi söyleyin” der. Hoca,” Efendim, siz bu millete Allah’ın bir lütfüsünüz. Rabbim sizi bu milletin başından eksik etmesin” temennisinde bulunur.”(Cumhuriyet Gazetesi’nde Kışlalı yazdı)

Hacıbayram Camisi Vaazında Yaşananlar

Atatürk, Hacıbayram camisinde vaaz dinlemektedir. Vaiz, din adına bir takım hurafelerden bahseder. Atatürk, yanında bulunan Kılıç Ali Paşanın kulağına eğilerek, “Ali Bey, işimiz gerçekten de zor. Bunlara bir süre daha tahammül etmek lazım” der.(Altemur Kılıç anlattı)

Bir de Onun Yakın Arkadaşlarından Merhum Orgeneral Asım Gündüz Bey’in Hatıratına Göz Atalım

Bakınız Orgeneral Asım Gündüz bu konuda neler söylüyor:

“Bu arada bir hakikati daha açıklayalım. Mustafa Kemal birçoklarının zannının aksine olarak Allah’ın varlığına ve namütenahi (sonsuz) kudretine, layazel (sonu olmayan) varlığına gönülden inanmış maneviyata değer veren insandı. O, sadece kör taassubun (cahilce bağnazlığın) aleyhindeydi.

Kaynak: Araştırmacı Yazar Selahattin Tekizoğlu Derlemeleri (Değerli abimiz Sayın Selahattin Tekizoğlu’na arşivini açarak bizlere verdiği desteklerden ötürü teşekkürü bir borç biliriz.)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:21 am

Atatürk'ün, Namaz Kılan Subayı Gammazlayan Vekili Trenden İndirmesi

Bu olayı aktaran Dumlupınar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk'ün, gammazcı vekil hakkında, "Bu adam namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor." dediğini söylüyor. 

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yayınladığı aylık Diyanet dergisinin 2008 Nisan sayısında 'Atatürk, Din ve Din Adamları' konusuna ayrılmış. Dosyayı hazırlayan Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk'ün din ve lâiklik hakkındaki görüşlerinin 'en az bilinen ve en çok istismar edilen' yönü olduğunu söylüyor. Sarıkoyuncu, Atatürk'ün dini toplumsal hayattan çıkarmak ya da dinin özüne dokunmak gibi bir amacının olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Mustafa Kemal'in hurafelere ve din istismarına karşı olduğunu söylüyor ve ekliyor: "Bu da din düşmanlığı değildir; gerçek dindarlıktır. Bu sebeple lâiklik asla dinsizlik olmadığı gibi, Atatürk de dinsiz değildir."diyor. Yazıda Atatürk'ün din adamlarına ve dinî vecibelerini yerine getirenlere karşı son derece saygılı olduğu, yaşanmış bir örnekle anlatılıyor. Prof. Dr. Sarıkoyuncu'nun anlattığına göre olay şöyle gerçekleşiyor: 

Atatürk, 1930 yılında Fevzi Çakmak'la birlikte trenle yurt gezisine çıkar. Kompartımanında ülke sorunlarını konuşurlarken bir milletvekili içeri girip, Atatürk'ün kulağına bir şeyler söyler. Atatürk'ün kaşları çatılır, Fevzi Paşa'ya dönerek, "Paşam, lütfen beni takip ediniz, arkadaşlar bir haber getirdi, inceleyelim." der. Hep birlikte diğer vagona geçtiklerinde yüksek rütbeli bir subayın kanepe üzerinde namaz kıldığını görürler. Atatürk, mareşale dönerek şöyle der: "Paşam, bu adamın (gammazcıyı işaret ediyor) biraz evvel kulağıma gizli bir şeyler söylediğini gördünüz. Bu adam muhafız kıtasına mensup yüksek rütbeli bir subayın namaz kıldığını gammazladı. Bu adam namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor. Durumu size göstermek için buraya kadar zahmet ettirdim." Der. Atatürk ilk istasyonda milletvekilini trenden indirir ve gelecek dönem de milletvekili seçilmesini de engeller. 

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:22 am

ATATÜRK’ÜN DİN ANLAYIŞI

Servet Zeyrek [1]

Atatürk’ün din konusundaki görüş ve düşünceleri dikkatle incelendiğinde Atatürk’ün din aleyhine veya dinsizlik anlamına gelebilecek herhangi bir söz veya tavrına, özellikle İslam dini aleyhine herhangi bir söz veya tavrına rastlanmamaktadır. O İslam dinine mensup bir birey olarak karşımıza çıkmaktadır. Atatürk dinle ilgili olarak şöyle demektedir.

“Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre muhalif değiliz.”[2]

Ayrıca Atatürk, din veya mezhep seçiminde kimsenin zorlanamayacağını şöyle ifade etmiştir.

“Din ve mezhep, herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiçbir kimse, hiçbir kimseyi, ne bir din ne de bir mezhep kabulüne icbar edebilir (zorlayabilir). Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”[3]

Bazı çevreler Atatürk’ü dine karşı veya dinsiz gibi lanse etmeye çalışırken bazı gruplar ise dine saygı duymayı veya dindar olmayı Atatürk’ün ilke ve inkılâplarına aykırı gibi lanse etmişlerdir. Böylece bir taraftan Atatürk adına din aleyhtarlığı yapılırken bir taraftan da din adına Atatürk aleyhtarlığı yapılmaktadır. Bir başka ifadeyle Atatürk’ün laiklik ilkesi Marksist ve pozitivist bazı kişiler tarafından dine saldırı aracı gibi kullanılmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan “din elden gidiyor” diye bağıranlar da bu ilkeyi yanlış anlamış ve bu ilkeyi dinsizlik olarak algılamışlardır. Hâlbuki bu ilkeyi Atatürk din ve mezhep kavgalarını önlemek, dini kullanarak siyasî çıkar elde etmek isteyenleri engellemek için çıkarmıştır. Oysaki Atatürk, bir konuşmasında;

“Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif (anlayışa ters), terakkiye mani (ilerlemeye engel), hiçbir şey ihtiva etmiyor (içermiyor). Hâlbuki Türkiye’ye istiklalini veren (bağımsızlığını sağlayan) bu Asya milletinin içinde, daha karışık, sun’i (yapay), itikat-ı batıladan ibaret (batıl inançlardan oluşan)bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince tenevvür edeceklerdir (aydınlanacaklardır). Onlar ziyaya (aydınlığa, ışığa) takarrüp edemezlerse (yaklaşamazlarsa) kendilerini mahv ve mahkûm etmişler demektir. Onları kurtaracağız.”[4] demektedir. Anlaşıldığı üzere Atatürk’ün karşı çıktığı din, batıl inançlardan ve hurafelerden oluşan; insanlığı karanlıklara ve felaketlere sürükleyen ve insan eliyle oluşturulmuş dindir. Bu nedenle Atatürk, dine sonradan sokulmuş olan bidat ve hurafelere karşı çıkmıştır; ölülerden, yalancı evliyadan, dervişlerden ve şeyhlerden yardım isteyenlere karşı çıkmıştır. Atatürk, cehalete ve cahillere karşı çıkmıştır. Bu konu ile ilgili olarak Atatürk şöyle demektedir.

“Efendiler! Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen asri (çağdaş) ve bütün mana ve aşkaliyle (biçimleriyle) medeni bir heyet-i ictimaiyye (toplum) haline isal etmektedir (ulaştırmaktadır). Bu hakikati kabul etmeyen zihniyetleri tarumar etmek (dağıtmak) zaruridir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler kamilen (tamamıyla) tardolunacaktır (uzaklaştırılacaktır). Onlar çıkarılmadıkça dimağa hakikat nurlarını infaz etmek (sokmak) imkânsızdır. Ölülerden istimdat etmek (yardım istemek) medeni bir heyet-i ictimaiyye için şeyndir (ayıptır).

Bugün ilmin, fennin, bütün şümulüyle (kapsamıyla)medeniyetin mevacehe-i şulepaşında(aydınlığı karşısında) filan veya filan şeyhin irşadıyla (yol göstermesiyle) saadet-i maddiye ve maneviye (maddi-manevi mutluluk) arayacak kadar iptidai (ilkel) insanların, Türkiye camia-i medeniyesinde (medeniyet topluluğunda) mevcudiyetini (varlığını) asla kabul etmiyorum.

“Efendiler ve Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyet şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar (birine bağlanmış) memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-i medeniyedir (uygarlık yoludur). Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir (yeterlidir).”[5]

Atatürk dini bir vicdan meselesi olarak görmüş ve dini Allah ile kul arasında vasıtasız bir ilişki olarak görmüştür. Ayrıca Atatürk dini millî kimliğin oluşmasında en önemli temel unsurlardan biri olarak görmüştür. Atatürk rasyonel bir din anlayışına sahip olup dine sonradan giren hurafe, bidat ve İsrailiyat gibi şeylere her zaman için karşı olmuştur. Atatürk dini algısını aklî, mantıkî ve rasyonel bir tabana oturtmuştur. Atatürk İslam dininin akla muhalif, ilerlemeye engel hiçbir şey ihtiva etmediğini defaaten söylemiştir. Atatürk insanlığın gelişimini bir insanın hayatına benzeterek insanlık tarihinin ilk yıllarını insanlığın bebekliği ve çocukluğu olarak betimlemiş; daha sonra çocuğun büyümesi gibi insanlığın da büyüyüp geliştiğini delikanlı olduğunu belirtmiştir. Daha sonra insanlık daha da gelişerek ekmel hale geldiği için artık son kitabın son peygamberin gelmesi zorunlu olmuş ve son peygamber Hz. Muhammed ve son din İslam gelmiştir. Atatürk bir sözünde: “Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın tetabük ettiği (uygun düştüğü) bir din olmasaydı ekmel olmazdı, ahir din olmazdı.”[6] demektedir.

Dinimizi bir binaya benzeten Atatürk binanın temelinin çok sağlam olduğunu fakat binanın biraz bakımsız kaldığını söylemiştir.

“Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak, birçok yabancı unsur, binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üstünde yeni bir bina kurmak lüzumu hâsıl olacaktır.”[7]

Atatürk taassuba şiddetle karşı durmuştur. Atatürk memleketi mahveden, harap eden fenalıkların hep din kisvesi altında millete sunulduğunu fark etmiş bir aydındır. Bilginin ve bilgilinin kıyafetle değil beyinle, düşünceyle bilinebileceğine inanmıştır. Nitekim o bir sözünde;

“Efendiler ve Ey millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyet şeyhler, dervişler, müritler, mensuplar (birine bağlanmış) memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, tarikat-i medeniyedir (uygarlık yoludur). Medeniyetin emir ve talep ettiğini yapmak insan olmak için kafidir (yeterlidir).”[8]

ATATÜRK’ÜN PEYGAMBERİMİZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Atatürk peygamberimizin yaptığı savaşlardaki zekâsına hayran kalarak eğer Bedir Savaşında Hz. Muhammed yaralı olduğu halde düşmanı kovalamamış olsaydı şu an dünyada Müslümanlık diye bir şey olmazdı diyerek peygamberimizin askeri dehasına hayranlığını gizlememektedir. Ayrıca Atatürk peygamberimizi siyasal ve toplumsal alanlarda da deha olarak görüyordu. Atatürk’ün okuduğu dinî kitaplarda altını çizdiği yerler genelde peygamberimizin siyasi ve askeri görüş ve uygulamalarıdır. Atatürk peygamberimizi yapmayı istediği işi başarabilen ve yaptığı devrimi muhafaza edecek hamilerini de yetiştirebilen büyük bir devrimci olarak görüyordu.

Atatürk peygamberimizden bahsederken genellikle “Cenab-ı Peygamber”, Peygamber efendimiz”, “Fahr-ı kâinat efendimiz” onun devrinden bahsederken de “Peygamberimiz zaman-ı saadetlerinde” diyerek bahsetmiş ve her zaman saygısını dile getirmiştir. Şemsettin Günaltay hatıralarında başka bir dilden Türkçeye tercüme olan dine ve peygambere iftiralarla dolu bir kitabın Atatürk tarafından kendisine incelenmek üzere verildiğini ve kitaptaki iftiraların Atatürk’e gösterilmesi neticesinde kitabın derhal toplatılması emrini vererek o kitabın mütercimi olan şahsın derhal devlet işlerinden uzaklaştırılması emrini verdiğini anlatır. Yine Şemsettin Günaltay bir seferinde İsmet İnönü ile Atatürk’ün el çizimi bir savaş planı üzerinde konuştuklarına şahit olmuş. Bu harita bedir savaşının planı imiş ve Atatürk Hz. Muhammed’in peygamberliğinden şüphe edenlerin şu haritaya bakmaları Hz. Muhammed’in peygamberliğinin ispatıdır demiştir. Atatürk dünyada en hayran olduğu kişinin kim olduğu sorulduğunda “Hz. Muhammed” diye cevap vermiştir. Atatürk; “ Peygamberimiz vasıtasıyla en son hakayık-ı diniyye ve medeniyyeyi verdikten sonra artık beşeriyetle bilvasıta temasta bulunmaya lüzum görmemiştir. Beşeriyetin derece-i idrak, tenevvür ve tekemmülü, her kulun doğrudan doğruya ilhâmât-ı ilahiyye ile temas kabiliyetine vâsıl olduğunu kabul buyurmuştur. Ve bu sebepledir ki, Cenab-ı Peygamber, Hatemü’l-Enbiya olmuştur ve kitabı, Kitab-ı Ekmeldir…”[9]

ATATÜRK VE KUR’AN-I KERİM

Cumhuriyetin ilanından sonra Kur’an-ı Kerim’in tercüme ve tefsir faaliyetlerindeki artış göze çarpmaktadır. Hadimli Ahmet Vehbi Efendi’nin 15 ciltlik “Hulasatü’l-Beyân fi Tefsîri’l-Kur’an” isimli eseri ile Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’ın “Hak Dini Kuran Dili: Yeni Mealli Türkçe Tefsir” isimli 9 ciltlik eseri de dahil olmak üzere Cumhuriyetin ilk yıllarında meal ve tefsir olarak neşredilen eser sayısı dokuzdur. Cumhuriyetin ilk yıllarında Fransızca’dan Türkçe’ye Kur’an tercümeleri yapıldı. Ancak bunlar hatalarla doluydu. Bunun üzerine 21 Şubat 1925 tarihinde yapılan meclisteki bütçe görüşmelerinde meal, tefsir ve hadis tercüme faaliyetleri için ödenek ayrılmıştır. Bu amaçla Diyanet İşleri Başkanlığına 20 bin lira ek ödenek ayrılmıştır. Başlangıçta meal hazırlama görevi Mehmet Akif Ersoy’a tefsir görevi ise Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’a verilmişti. Daha sonradan meal görevi de Elmalı’lı Muhammed Hamdi Yazır’a verilmiştir. Elmalı’lı tefsiri 1935 yılında, Kamil Miras tarafından hazırlanan 12 ciltlik Sahih’i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercemesi 1928 yılından itibaren Diyanet İşleri Başkanlığı’nca basılmıştır. Bu çalışmalar da gösteriyor ki Atatürk dinin anlaşılması noktasında faaliyetlerde bulunmuştur.

Atatürk’ün tercüme faaliyetini bazı çevreler Kur’an’ın anlamı ile ibadet yaptırılmak istenmesi olarak değerlendirmişlerdir. Hatta Mehmet Akif’in bu nedenle tercüme faaliyetinden vazgeçtiği iddia edilmiştir. Fakat Atatürk ezan, ikamet, tekbir, salâ ve hutbenin Türkçe olmasını istemektedir. Hutbenin tamamı 1932 yılında Türkçe olarak okutulmuş fakat millet tarafından rağbet görmediğinden bu konuda ısrar edilmemiştir. Camilerde Kur’an Arapça olarak okunduktan sonra peşinden meali okunmuştur. Fakat tercümelerde aksaklıklar tespit edildiğinden bu sonraya ertelenmiştir. Fakat Saadettin Kaynak nihai gayenin Kur’an’ın Türkçe olarak makamlı şekilde okunma olduğunu belirtmektedir. Atatürk’ün zaman zaman çeşitli hafızları köşke çağırarak onlara Kur’an okutturduğu ve dinlediği bilinmektedir.

ATATÜRK VE DİN İSTİSMARCILIĞI

Atatürk aslî hüviyeti içerisinde hurafeden uzak dinî hakikatlere ne kadar taraf ise, dinî taassuba ve dinin çeşitli maksatlarla istismar edilmesine o derece de karşıdır. Atatürk din üzerinden maddi kazanç sağlayan kişileri alçaklıkla itham ederek bunlara izin verilmeyeceğini belirtmekte idi. Atatürk müstebit hükümdarların hep dini kullanarak insanları ezdikleri görüşündedir. Onların fikirlerinin aksini söyleyen ulemanın ise zindanlarda çürütüldüğünden veya öldürüldüğünden bahseder. Din istismarcılarının riyakâr olduklarını söyleyen Atatürk Kur’an-ı Kerim’de ve hadislerde riyanın yerildiğinden bahsetmektedir. Atatürk din istismarcılarının aslında kendi inançlarını sömürdüklerin söylemektedir.

Atatürk din istismarının, taassup ve cehaletin önlenmesi için tek yol olarak gerçek din âlimlerinin yetişmesi gerekliliğine vurgu yapmıştır. Dini lüzumlu bir müessese olarak görmüş ve dinsiz bir milletin yaşayamayacağını belirtmiştir.

ATATÜRK VE GERÇEK DİN BİLGİNLERİ

Din adına insanları sömürenlere karşı olan Atatürk, gerçek din âlimlerini her zaman takdir etmiş, hizmetlerini övmüş ve onlarla iftihar etmiştir. Atatürk çıktığı yurt gezilerinde daima hocalar ve din görevlileriyle görüşmüş, konuşmuş, çağırarak onlarla sohbet etmiş zaman zaman onları imtihan etmiş, zekâ ve bilgisiyle göze çarpanları takdir etmiştir. Atatürk İslam’da ruhbanlığın veya dini özel bir grubun olmadığını belirtmiştir. Ve herkesin dinin emirlerini öğrenmekle memur olduğunu belirtmiştir. Atatürk konu ile ilgili olarak;

“Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her ferd, dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.”[10] demektedir.

ATATÜRK VE DİN EĞİTİMİ

Dini lüzumlu bir müessese olarak gören ve dinsiz bir milletin yaşayamayacağını söyleyen Atatürk, bu görüşünün tabii bir neticesi olarak din eğitimini milli eğitimim ilk hedefleri arasına almakta, her bireyin dinini diyanetini öğrenmesini gerekli görmekte ve bu eğitimin tek yeri olarak okulları göstermektedir. Medreselerin kapatılmasını din eğitiminin engellenmesi olarak görmemek gerekir. Bilakis medreseler sadece din eğitimi veren yerler değildi. Ve medreseler kapatılınca medreselerde verilen din eğitimi okullarda verilmeye başlandı. Din eğitiminin gerekliliğini kabul eden Atatürk din eğitiminin okullarda çağdaş olarak verilmesini öngörmüştür. O “Her fert din duygusunu, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da okuldur.”[11] demiştir. Ayrıca Atatürk, diğer bilim dallarında olduğu gibi din alanında da yüksek meslek ve ihtisas sahipleri yetiştirmenin lüzumiyetini dile getirmiş ve dinimizin felsefî gerçeğini inceleme, araştırma ve öğrenme bakımından ilmî ve fennî kudrete sahip olacak seçkin ve hakiki din bilginleri yetiştirecek yüksek müesseselerin olması gerekliliğine işaret etmiştir. Fakat Atatürk’ten sonra gelen İsmet İnönü, Recep Peker gibi bazı siyasîler tarafından kuşkulu bulunarak bu müesseseler engellenmiştir.

Atatürk dinin bidat ve hurafelerle doldurularak, aslından uzaklaşmasına karşı mücadele etmiştir. Dinin aslının yaşanması noktasındaki mücadelesinde hilafetin kaldırıldığı gün Diyanet İşleri Başkanlığını kurdurtmuştur. 1930’lu yıllarda Atatürk, Türk milletinin gerçek dini öğrenebilmesi için Hz. Peygamberin hayatını ilgilendiren bir hadis kitabını Türkçeye çevirtmiştir.[12]

ATATÜRK, DİN ve BİLİM

Atatürk İslam dinini, bilime, fenne, akla ve mantığa dayalı çağdaş biçimde anlıyor, uyguluyor ve kendinden sonra da bu şekilde uygulanması gerekliliğini önemsiyor ve bu konunun ihtimamla üzerinde duruyordu. Atatürk “…Bir dinin gerçek olması için akla, tekniğe, bilime ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur…”[13] diyordu. Atatürk ilimle ilgili olarak bir konuşmasında;

“Efendiler! Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet (başarı) için en hakiki mürşid ilimdir, fendir. İlmin ve fennin haricinde (dışında) mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir.”[14]

Atatürk başka bir konuşmasında, yaptığı yaptığı inkılapların dine uygun olduğunu anlattıktan sonra, dinimizin son din olduğunu ve mükemmel bir din olduğunu söyler:

“Hangi şey ki akla, mantığa, menfaate-i ammeye (halkın yararına) muvafıktır (uygundur), biliniz ki o bizim dinimize de muvafıktır (uygundur). Bir şey akıl ve mantığa, milletin menfaatine, İslam’ın menfaatine muvafıksa (uygunsa) kimseye sormayın. O şey dindir. Eğer bizim dinimiz aklın mantığın tetabük ettiği (uygun düştüğü)bir din olmasaydı ekmel olmazdı, ahir din olmazdı.”[15]

ATATÜRK’ÜN ALLAH İLE KUL İLİŞKİSİNE BAKIŞI

Atatürk’e göre İslam’da özel ve üst bir sınıf yoktur. Böyle bir sınıfın varlığını sürdürme hakkı yoktur. Çünkü dinimizde ruhbanlık yoktur. Konu ile ilgili olarak Atatürk;

“Bizde ruhbanlık yoktur. Hepimiz eşitiz ve dinimizin hükümlerini eşit olarak öğrenmeye mecburuz. Her ferd, dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.”[16] diyerek bunu bir kez daha ifade etmektedir.

Atatürk Allah ile kul arasına girerek çeşitli şekillerde kendilerine rant sağlayan veya insanları içi boş çeşitli fikirlerle kandıran kişilere karşı olmuş sağlığında onlarla mücadele etmiş cumhuriyeti de onlarla mücadele etmesi gerekli şekilde kurmuş ve bu işlere memur ve ehil olabilecek gerçek din bilginlerinin yetişmesini istemiştir.

ATATÜRK’E GÖRE İSLAMIN DİNAMİKLİĞİ

Atatürk İslam’ı dinamik ve çağdaş bir anlayışla anlamıştır. O İslam dininin uyuşukluğu tembelliği değil çalışmayı; şekilciliği değil bilinçliliği, düşmanlığı değil barışı emrettiğini vurgulamıştır. Atatürk İslam’ın dinamik bir yapıya sahip olduğunu sürekli vurgulamış ilerleyebilmek için çalışmanın gerektiğini, bazı çevrelerce ilerlemeye engel gibi lanse edilmeye çalışılan dinimizin çalışmayı emretmesi ve akıl sahiplerine hitaplarıyla ilerlemeye mani olmaktan ziyade ilerlemenin yegâne araçlarından olduğuna vurgu yapmaktadır.

Atatürk her fırsatta dinin lüzumundan, İslam’ın en makul ve en son din olduğundan, Kur’an-ı Kerim’in ekmel din oluşundan bahsederek gerçek din âlimlerini ve hizmetlerini takdir ederken Atatürk’ün inkılâplarının hamiliğine soyunan bazı kişiler ise Atatürk’ü kendilerine perde yaparak İslam’a ve dinin kutsal saydığı şeylere hücum etmişler; hatta az gelişmişliğin vebalini İslam’a yüklemişlerdir. Atatürk ise geri kalmışlığın gerçek sebebini zihniyet meselesi olarak teşhis etmektedir.

Atatürk, dinimize göre çalışmayanın insanlıkla alakası olmadığını; bazı kimselerin çağdaş olmayı kafir olmak saydıklarını ve asıl küfrün onların bu zannı olduğunu beyan eder. Atatürk, bu yanlış tefsiri yapanların maksadının Müslümanların kafirlere esir olmasını istemek olduğunu belirterek; her sarıklıyı hoca sanmayıp, hoca olmanın sarıkla değil, dimağla olduğunu belirtmektedir. Atatürk İslam dünyasının Allah’ın emirlerine uysaydı bu hale gelmeyeceğini söylemektedir.

ATATÜRK’ÜN CAMİ VE MESCİDLERİN ÜLKEMİZDEKİ YERİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ

Atatürk günümüzde cami ve mescitlerin asıl kullanımlarından daha da dar bir kullanım şekillerinin olduğunu belirterek cami ve mescitlerin aynı zamanda bir meşveret, danışma yeri olma özelliklerinin devam edememesinden yakınıyor; cami ve mescitlerin bu hüviyetlerine yeniden kavuşmalarını istiyordu. Atatürk;“Camiler birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler itaat ve ibadet ile beraber, din ve dünya için neler yapılabileceğini düşünmek, yani danışmak için yapılmıştır.” demektedir. Dinimizin birbirini sevme ve kardeşlik gibi emirlerinin en iyi camilerde vücut bulabileceğini söylüyordu Atatürk. Atatürk dünyadan el etek çekerek münzevi hayat yaşayan insanların nefs-i emarelerinin esiri olduklarını düşünmektedir.

İSLAM DÜNYASINDAKİ ULUSLARIN BAŞARILI OLMASINI İSTEMEK

Atatürk, ülke sınırları dışarısında kalan topraklardaki Müslümanların sıhhati ve selameti içinde isteklerde bulunmaktadır. Atatürk, yıllarca aynı çatı altında yaşanılan Yemen, Suriye, Irak ve doğudaki varlıklarını koruma ve bağımsız olabilme savaşı veren toplumların da bağımsız olabilmeleri ne kadar güzel olabileceğini belirtiyor. Atatürk İslam dünyasının çekirdeğini kıracağından oldukça emin gözükmektedir.

ATATÜRK’E GÖRE GERİ KALMIŞLIĞIN NEDENİ

Osmanlı’nın yıkılması ile beraber aydınımız yıkılış nedenlerini sorgulamış ve neden olarak sunulan şeylerden biri de dinin ilerlemeye mani olduğu ve ‘dinimiz İslam olduğu için geri kaldık; batı bizi o nedenle geçti.’ tezidir. Atatürk konuyla alakalı olarak;

“Ehl-i İslamın düçar olduğu zulüm ve sefaletin elbette birçok müsebbipleri vardır. Alem-i İslam, hakikat-ı diniye (dinî gerçekler) dairesinde Allah’ın emirlerini yapmış olsaydı, bu akıbetlere maruz kalmazdı. Allah’ın emri çok çalışmaktır. İtiraf edeyim ki düşmanlarımız çok çalışıyor. Biz de onlardan ziyade çalışmaya mecburuz. Çalışmak demek, boşuna yorulmak terlemek değildir. İcabat-ı zamana göre ilim ve fen ve her türlü ihtiraat-ı medeniyyeden (medeniyetin buluşlarından) azami derecede istifade etmek zaruridir. Bizim dinimiz milletimize hakir (bayağı), miskin ve zelil (aşağılanan) olmayı tavsiye etmez. Bilakis Allah’ta, peygamberde insanların ve milletlerin izzet ve şerefini muhafaza etmelerini emrediyor.”[17]

Yine Atatürk, düşmanlarımızın bizi dinin etkisi altında olduğumuzdan geri kaldığımızı söylemelerine karşılık şu konuşmayı yapmıştır:

“Düşmanlarımız, bizi, dinin tesiri altında kalmış olmakla itham ve tevakkut (duraklama) ve inhitatımızı (çöküşümüzü) buna atfediyorlar. Bu hatadır. Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey müslüm ve müslümenin (inanan kadın ve erkeğin) beraber olarak iktisab-ı ilm-ı irfan eylemesidir (ilim ve irfan elde etmesidir). Kadın ve erkek bu ilm-i irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak (donanmak) mecburiyetindedir.”[18]

ATATÜRK, KADIN VE TESETTÜR

Atatürk, İslam dinine ve dinin gereklerine son derece saygılıdır. Tesettür konusunda onun karşı çıktığı şey, din ile ilgisi olmayan ve çok aşırı şekilde kapalı olan, kadını eve kapatarak toplumdan, okuldan ve sosyal faaliyetlerden uzaklaştıran giyiniş tarzıdır. Atatürk, tesettürün dinin emrettiği bir vecibe olduğunu kabul etmekte ve örtünme şeklinin dinin, eski ulusal geleneğin, akıl ve mantığın, ahlak ve erdemin emrettiği doğal ve kolay şekilde olmasını kabul edip, dinin belirttiği gibi hayatımıza uygulamanın amaca ulaşmak için yeterli olacağını vurgulamaktadır.[19] Konu ile alakalı olarak Atatürk;

“Dinin icabı olan tesettür kısaca anlatmak gerekirse, denilebilir ki kadınların zorlanmalarını gerektirmeyecek ve edebe aykırı olmayacak basit şekilde olmalıdır. Tesettür şekli kadını hayatından, varlığından ayırmayacak bir şekilde olmalıdır.”[20]

Atatürk kadınların geri kalışlarının nedeninin dinle alakalı olmadığını; aksine Allah’ın emrinin kadın ve erkek herkese farz olduğunu şu sözleri ile dile getirmiştir.

“Düşmanlarımız, bizi, dinin tesiri altında kalmış olmakla itham ve tevakkut (duraklama) ve inhitatımızı (çöküşümüzü) buna atfediyorlar. Bu hatadır. Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey müslüm ve müslümenin (inanan kadın ve erkeğin) beraber olarak iktisab-ı ilm-ı irfan eylemesidir (ilim ve irfan elde etmesidir). Kadın ve erkek bu ilm-i irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak (donanmak) mecburiyetindedir. İslam ve Türk tarihi incelenirse görülür ki, bugün kendimizi bin türlü kayıda bağlanmış zannettiğimiz şeyler çoktur. Türk sosyal yaşamında kadınlar ilim, irfan ve öteki konularda kesinlikle erkeklerden geri kalmamışlardır.[21]

Atatürk tesettür konusunda ifrat ve tefrit görüldüğünü, bazı kadınların bilinçsizce çok örtündüğünü bazı kadınlarınsa çok açık giyinmelerini eleştirel nitelikte şöyle konuşmaktadır.

“Gerçekte ülkemizin bazı yerlerinde daha çok büyük kentlerde giyiniş şeklimiz, kıyafetimiz bizim olmaktan çıkmıştır. Kentlerdeki kadınlarımızın giyiniş şekli ve örtünmelerinde iki şekil görünmektedir; ya ifrat ya tefrit görülüyor. Yani, ya ne olduğu bilinmeyen, çok kapalı, çok karanlık bir şekil harici gösteren bir kıyafet veyahut Avrupa’nın en serbest balolarında dahi giyilemeyecek şekilde açık bir giysi. Bunun her ikisi de şeriatın tavsiyesi, dinin emri dışındadır. Bizim dinimiz kadını o tefritten de bu ifrattan da tenzih eder. O şekiller dinimizin gereği değil, muhalifidir. Dinimizin tavsiye ettiği tesettür, hem hayata hem de fazilete uygundur. Giyiniş şeklini ifrata vardıranlar kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınını taklit edenler düşünmelidir ki, her milletin kendine has gelenekleri, kendine has adetleri, kendine göre ulusal özellikleri vardır. Hiçbir ulus aynen diğer bir ulusun taklitçisi olmamalıdır. Çünkü böyle bir ulus ne takdir ettiği ulusun aynı olabilir; ne kendi ulusu içerisinde kalabilir. Bunun sonucu şüphesiz hüsrandır. Bizim tesettür meselesinde dikkate alacağımız şey bir yandan milletin ruhunu diğer yandan hayatın gereklerini düşünmektir. Tesettürdeki ifrat ve tefritten kurtulmakla bu iki ihtiyacı da sağlamış olacağız. Giyiniş tarzında toplumun ruhi ihtiyacını tatmin için İslam ve Türk hayatını başlangıçtan bu güne kadar iyi bir şekilde araştırıp ve etraflıca aydınlatmak gerekir. Bunu yaparsak görürüz ki şimdiki giyiniş şeklimiz ve kıyafetimiz onlardan başkadır. Ama onlardan daha iyidir diyemeyiz.”[22]

Atatürk kadınların kıyafetleri ile uğraşılmasından ziyade onların zihinleriyle uğraşılması gerekliliğine vurgu yapmış ve kadınların da erkekler gibi eğitim almaları gerekliliği üzerinde durmuştur. Nitekim konuyla alakalı olarak;

“Şunu ilave edeyim ki, kadınlık meselesinde şekil ve kıyafet-i zahiriye (görünen kıyafet, dış giysi) ikinci derecededir. Asıl mücadele sahası kadınlarımız için şekilde ve kıyafette başarıya ulaşmaktan ziyade asıl başarıya ulaşılması gerekli olan saha, aydınlıkla, irfanla gerçek faziletle süslenmek ve donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacak, aksine pek çok yönlerde onların üzerine çıkacak aydınlık ve irfanla donanacaklarına kesinlikle şüphe etmeyen ve buna kesin şekilde emin olanlardanım.”[23]

Atatürk o dönemde kadınların çarşaf giymelerine karşın çarşaf ile ilgili bir yasaklama getirmemiştir.

“Şimdilik çarşaf için kanuna lüzum yoktur, ileride kadınlarımızın refah seviyeleri arttıkça onlar zaten kendileri kendi zevklerine göre moda yaratır, giyinirler…”[24]

SONUÇ

Atatürk Allah’a ve İslam dinine samimiyetle bağlıdır. O, din adına insanların sömürülmesine, dinin siyasete karıştırılmasına ve dinin çeşitli sebeplerle ve değişik şekillerde istismarına karşıdır. Zaten Atatürk’ün karşı olduğu bu zümrelere dinde karşıdır. Onun gerçek din adamlarına saygı gösterdiği ve önem verdiği bilinmektedir. Atatürk peygamberimize ve Kur’an’a büyük önem vermiş; İslam dünyasının geri kalışını ise dine bağlamamış, geri kalışın sebebinin zihniyet meselesi olduğunu belirtmiştir. Atatürk bazı çevrelerin iddia ettiği gibi dinini zayıflatma, dini hayattan tecrit etme vb. herhangi bir gayret içerisinde olmamıştır.


[1] Servet Zeyrek: Gülizar–Hasan Yılmaz Güzel Sanatlar ve Spor Lisesi, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi Öğretmeni. İlkadım / Samsun. [Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız 

[2] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, III, Ankara, 1981, s. 78.

[3] Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, Ankara, 1930, s. 57.

[4] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, III, s. 70.

[5] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 214-215.

[6] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 127.

[7] Muzaffer Emdil, İlginç Olaylar ve Anekdotlarla Atatürk, Ankara, 1988, s. 153.

[8] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 194.

[9] Bkz. İsmail Yakıt, Atatürk ve Din, Süleyman Demirel Üniversitesi Yay., Isparta, 1999.

[10] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 86.

[11] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 86.

[12] Yakınlarından Hatıralar, Atatürk Kütüphanesi: 8, İstanbul, 1955, s. 10.

[13] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 194.

[14] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 194.

[15] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 127.

[16] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 86.

[17] Erendil, a.g.e., s. 91-92.

[18] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 86.

[19] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 151.

[20] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 87.

[21] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 86.

[22] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 150.

[23] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, II, s. 152-153.

[24] Hikmet Bil, Atatürk’ün Sofrasında, Ekincigil Tarih Yayınları, I, Tarihsiz, s. 33.


[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:22 am

''Din insanların gıdasıdır. Dinsiz adam boş bir eve benzer. İnsana hüzün verir. Mutlaka bir şeye inanacağız. Bu dinlerin en sonuncusu elbette en mükemmelidir. İslam dini hepsinden üstündür. Onun hak peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar. Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir. Onun peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır. Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz da. Nasıl ki her konuda yüksek meslek ve uzmanlık sahipleri yetiştirmek gerekliyse, dinimizin felsefi hakikatlerini inceleyecek, anlayacak, öğrencek ilim ve fennine sahip olacak, seçkin ve hakiki yüce bilginleri yetiştirecek kurumlara sahip olmalıyız.''

(Türkmen Faik, Nükte ve Fıkralarla Atatürk, s. 196)

(Yrd. Doç. Dr. Abdurrahman Kasapoğlu - Atatürk'ün Kur'an Kültürü)

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:23 am

''Cenab-ı Hak daima bizimledir.''

(Atatürk’ün S.D.V. Cilt:1, s.60)

***

''Hz. Muhammed Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. O'nun izinde bugün milyonlarca (şimdi milyarlarca) insan yürüyor. Benim, senin, adın silinir, fakat sonsuza kadar O, (Muhammed ''s.a.v.'' Efendimiz) ölümsüzdür.''

(Atatürkçülük. Cilt:1, s.455)

***

''Yeryüzünün en büyük insanı Hz. Muhammed'dir. İslam dini, ilmin ve fennin ışığında tetkik edildiği zaman en büyük dindir.''

(Avni Altıner. Her Yönüyle Atatürk, s.85)


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:23 am

Atatürk'ün Peygamber Efendimize Duyduğu Hayranlık 

Atatürk'ün Kuran-ı Kerim'e duyduğu derin sevgi ve saygısı, İslam dininin en saf şekliyle yaşanmasına olan inancı onun dindar yönünü her dönemde ortaya çıkarmıştır. Her zaman gerçek din ile batıl inançlarla dolu gericiliği net biçimde ayıran Atatürk, birçok konuşmasında, samimi ve içten bir şekilde Allah'tan, İslam'dan, Kuran'dan saygı ve bağlılıkla bahsetmiştir. Hz. Peygamberimizi övmüş ve Türk Milleti'ne, gerçek dine sarılmayı ve daha dindar olmayı tavsiye etmiş. Allah'a yönelmede Hz. Muhammed'i rehber göstermiştir: 

"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Atatürk, Nedim Senbai, A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., 1979, s. 102 - M. Zeki BOZKURTOĞLU, Atatürk'ün İslâm Görüşü ve Hayatı. s. 58-59) 

Hz. Muhammed'i överek O'nu kendisine örnek alan Atatürk, Hz. Muhammed'in peygamberliğine kesin olarak iman etmişti. Hz. Muhammed'e duyduğu hayranlığı ve O'nun peygamberliğini heyecanla anlattığı bir sırada yanında bulunan M. Şemseddin Günaltay, Ata'nın o anki halini şöyle anlatmıştır:

"Atatürk'ün denizlerden renk alıp renk veren gözleri, masanın üzerinde serili haritaya dikildi ve beni kolumdan tutarak masanın başına çekip parmağını bir noktaya dikti. Bu, kendi elleriyle çizdikleri bir askeri harita idi ve Hz. Muhammed'in büyük Bedir Cengi'ni adım adım gösteriyordu. Hz. Muhammed'e ve O'nun peygamberliğine kadar, büyük askeri dehasına hayran olan eşsiz Sakarya Galibi, Bedir Galibi'ni göklere çıkarırken, "O'nun Hak Peygamber olduğundan şüphe edenler, şu haritaya baksınlar ve Bedir destanını okusunlar" diye heyecanlandı.

Ata'nın son sözü şu olmuştu:

- Hz. Muhammed'in bir avuç imanlı Müslümanla mahşer gibi kalabalık ve alabildiğine zengin Kureyş ordusuna karşı Bedir meydan muharebesinde kazandığı zafer, fani insanların karı değildir, O'nun Peygamberliğinin en kuvvetli delili işte bu savaştır. (Atatürk ve Din Eğitimi, Ahmet Gürbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, s.28)

Atatürk"ün Hz. Muhammed'e duyulacak sevgiyi tarif ettiği sözleri ise şöyledir:

"Büyük bir inkılap yaratan Hazreti Muhammed'e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir." (Şemsettin Günaltay, Ülkü Dergisi, sayı 100, s. 4)

Atatürk, dinimizin tam anlamıyla ve aslına uygun olarak yaşanmasını ve milletimize doğru, modern, hurafelerden arındırılmış bir din anlayışını benimsetmeyi hedeflemiştir. Hiçbir aşırılığa kaçmadan, Kuran'ın modern bir dünyayı tarif ettiğini çok net biçimde özümsemiştir.

Açıkça anlaşılmaktadır ki, gerçek manada dindarlık, heyecanlı fanatiklerin, tutucu, kapalı görüşlü kimselerinkinde değil; Atatürk'ün tarif ettiği ılımlı, insancıl, modern yapıda kendini göstermektedir.

Büyük Atatürk'ün, İslam dinini, Kuran-ı Kerim'i, Hz. Peygamberi ve dini müesseseleri öven tüm bu sözleri, O'nun dinimize olan içten bağlılığını gösteren somut ve tartışılmaz belgelerdir. 

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

default Geri: Samimi Müslüman Atatürk

Mesaj tarafından єℓєcтяση Bir Ptsi Nis. 14, 2014 12:24 am

Bizzat Mustafa Kemalin talimatıyla hazırlanan ve Maarif Vekaleti Talim ve Terbiye Dairesi’nin 88 numaralı kararyla basılan “Cumhuriyet Çocuğunun Din Dersleri” kitabında bugünkü kitaplardan farklı olarak sadece islam dini anlatılıyor. Muallim Abdulbaki(Gölpınarlı)’ye yazdırılan kitap, camiden, müezzine, imandan, peygamberlere kadar pek çok konuya yer veriyor. İlkokul 3. 4.ve 5. sınıflarda okutulmak üzere hazırlanan kitaplarda İslam dini dışındaki dinlere ise yer verilmiyor. Kitapta Peygamberimizin hayatı, hicreti detaylı olarak anlatılıyor.

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]


[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Hepsine İnat
TürkiyeCumhuriyeti
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.] 
avatar
єℓєcтяση
Yönetici
Yönetici

Kayıt tarihi : 04/08/13

http://redtr.forum.st

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

1 sayfadaki 3 sayfası 1, 2, 3  Sonraki

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz